14 Mart 2012 Çarşamba

Yoğun bir hafta sonu olacak

Peynir
Pazar günü evde ilk peynir yapma kursumu veriyorum. Yumuşak ve taze peynirler ile başlayacağız. 6 kişilik kontenjan belirledim şimdilik. Tam gün olacak bu kursda Beyaz Peynir, Lor, Hellim, Camembert, Çerkez gibi bir günde çıkartabileceğimiz peynirleri seçtim. Hemen hemen her şey hazır.

12 Mart 2012 Pazartesi

Baltalı Peynirleri

Bulunması en zor olan sütlerden biri de keçi sütü. Evde peynir yapacağımız zaman birisi 20 litre keçi sütü ile çıkagelirse o kişiyi kutsal ilan edecek kadar. Acaba bodur keçi türlerinden iki tane bizim bahçeye alsam mı diye eşime sorduğumda yüzüne takındığı ifade ise 1000 kelimelik makale yazmaya yeterdi :-)). Bana ancak bir kere nasip olan taze keçi sütü ile çalışma fırsatımda yaptığım camembert peynirleri ise anlatması mümkün olmayan bir aroma ve kalitede peynir ortaya çıkartmıştı. Bu keçi sütünden olma camembert'leri yedikten sonra artık normal inek sütü camembert peynirleri bana çok yavan gelmeye başladı.

Türkiye'de keçi sütünden yapılmış bir peynir bulmak ise eskiden zordu fakat şimdi Baltalı Gıda firması ile giderek kolaylaşacağa benziyor. Habere blogumu kontrol ederken yandaki haberlerden ulaştım. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olması ile birlikte bayan girişimciler hakkında yazılar gazetelerde boy göstermeye başladı ve Sayın Funda Özer Baltalı'nın kurduğu Baltalı Gıda Artun Bey'in yazısında da yer alarak ismini duyurmuş. Funda Hanım tesisi kurmakla kalmamış, bir de Hollanda'dan keçi spermi getirterek keçilerinin soyunu düzeltmek ve süt miktarını arttırmak için girişimlerde de bulunuyor. Her ne kadar tesis artizan mantığını aşsa da (1000 keçi ve günlük 10 ton süt işleme kapasitesi)Türkiye peynir piyasası için mükemmel bir gelişme. Firmanın ürün yelpazesi şimdilik 4 peynir ile sınırlı fakat eminim ileride bunu arttıracaklardır. Keçi sütünden beyaz peynir yapan Baltalı Gıda'nın ayrıca Chevre benzeri bir taze peyniri ve sürülebilir tarzda labneh ve armola peyniri de var. Yakında günlük süt, kaşar, tulum ve lor peynirleri de  raflarda olacakmış.


Keçi sütünden yapılan peynirler hakkında daha önce yazmıştım. Gönül ister ki Funda Hanım ileride Crottin gibi sert peynirlere veya Camembert/Brie tarzı beyaz küflü peynirlere veya morge ile dışı yıkanmış ve olgunlaştırılmış keçi peynirlerine de el atsın ve bu peynirleri marketlerde bulmak kolaylaşsın. Tabii o zamana kadar tek yolunuz bu peynirleri kitabımı kullanarak evde yapmak.

Funda Hanım'a bu sektörde başarılar diliyorum ve ürün yelpazesini bir an önce geliştirmesini merakla bekliyorum.

7 Mart 2012 Çarşamba

Doğa Anaya Nasıl Yardımcı Olabilirim


İçinde yaşadığımız bu gezegen zaman geçtikçe kirleniyor ve sonuçları üzerindeki bitki örtüsü ile yaşayan hayvanlara etki ediyor. Kullandığımız her ürün, evimizdeki her eşya, her gün karşılaştığımız şehir hayatı Dünya’yı daha da fazla kirleten ürünlerle dolu. Yer, gök, deniz bundan nasibini almış. Denizlerde balık kalmamış, sebebi yanlış avlanma; yaşadığımız çevre her geçen gün kirleniyor, sebebi biz insanlar; havadaki zararlı gazlar çoğalıyor, sebebi gene biz insanlar. Peki bunların sonucunda zarar gören kim, doğa ana mı, hayvanlar mı, bitki örtüsü mü yoksa biz miyiz? Tabii ki yukarıdakilerin hepsi, sevgili okuyucum.

Doğa ananın bunları düzeltmek için yardıma ihtiyacı var mı?

Olayı nüfus çoğalması, ticari üretim ve arz talep eğrileri yönünden ele alalım.

Eğer bir üretici daha fazla kar amacı ile bir yöntem bulup uygularsa diğer üreticiler de aynı yöntemi kısa zamanda alıp uygularlar. Lakin arıcılıktan tutun çiftçiliğin her kademesine kadar aynısı olmuştur. Tabii ki burada kaybeden müşteridir çünkü hem ürünün doğallığı kalmamıştır hemde besleyici özellikleri azalmıştır. Ekstradan maruz kaldığımız kimyasallar, antibiyotikler, ilaçlar da cabası. Beslenme yeterli olmadığı için zeka gelişimi ne oluyor? Tabii ki gelişmiyor yeteri kadar. Bir nevi aptallaşıyoruz. Peki kazanan kim? Kazanan da var maddi açıdan ama bu kısım konumuzun dışında kalıyor.

Benim inandığım bir düşünce: Ticari olarak üretilen hiç bir ürün insan sağlığı için yararlı değildir. Ticari demek yüksek kapasitelerde üretim, seracılık, uzun raf ömrü ve kullanılan kimyasallar, yerel olmayan ürünler ve saire marketlerde pazarlarda bolca bulmaktır. Olay insan beslenmesinden çıkıp ticarete dönmüştür.

Ama burada müşterinin de suçu var. Tamamı ile arz talep eğrisine göre çalışan pazar, bir miktar da müşterinin isteği doğrultusunda gelişmiştir.
            1- Mevsim dışı ürünlere olan talep.
            2- Üzerinde çürük olmayan ve hep taze görünen ürünlere talep.
            3- Besleyici özelliklerinden fazla görünüşe olan talep.
            4- Daha büyüğüne olan talep.
            5- Çekirdeksiz üzüme olan talep.
            6- Ve saire...

Hal böyle olunca üretici de bunlara cevap vermek zorunda kalıyor. Ürünler zamanından önce toplanıyor, Kimyasallar ile rengi veriliyor, depolarda gaz verilip olgunlaştırılıyor, mum ile kaplanıp raf ömrü uzatılıyor, tadı tatlı değilse tatlandırılıyor, büyüğü küçüğü ayrılıyor ve iki katı ücrete ve zamanından 1 ay önce tüketiciye sunuluyor. Tüketici de 1 ay erken yiyeceği bu ürünler için mutlu bir şekilde parasını ödeyip satın alıyor. Ürüne yapılan tüm işlemler giderleri arttırdığı için ürünün fiyatı da çoğalıyor. Kullanılan kimyasal gübreler, böcek ilaçları, GDO tohumlar derken toprak ana da zarar görüyor. Çok değil 10 sene sonra bu topraktan ürün almak zorlaşacak ve hatta kullanılmaz hale gelecek.

Öte yanda doğal olan ürünler hafif ucu çürümüş, bir kaç ezik yeri olan, rengi parlak olmayan ürünler kimse tarafından alınıp tüketilmemektedir. Tüketici olarak zihnimizde var olan bilgi bunların "iyi" olmadığıdır. Bu zihniyeti değiştirmek için bir şeyler yapmak gerek.

Burada suçu yarı yarıya paylaştırıyorum, üretici kadar tüketici de suçludur. Burada hem tüketici hemde üretici bilgilendirilmelidir. Ürünün büyüklüğü ve görünüşü değil besleyici özelikleri ile kalitesinin akıllarda yer etmesi ve hedef olarak alınması gerekir. Biz ne kadar doğayı taklit etmeye çalışıp seralarda üretim yapsak bile, doğanın ürettiği kadar sağlıklı ve besleyici ürün üretemiyoruz.

Ürünün doğal yetiştirilmesi aslında daha az zaman ve nakit harcanması demek. Tüm kimyasal gübre ve ilaçlar için harcanan para cebimize kalıyor. Bunların bahçede uygulanması için gereken zaman bize kalıyor. Tabii bir çiftliğin doğal yöntemlerle tarım yapmaya geçmesi birden bire olmuyor. Yavaş yavaş ve adım adım teknikleri uygulayıp bir kaç sene içinde doğanın kendi ritmi ile birlikte bahçenin bir doğal döngüye girmesi gerek. Bu durumda organik ürünlerin daha pahallıya satılması fenomeninin saçmalığı ortaya çıkıyor. Organik ürün daha ucuz olmalı ama daha ucuz olunca da insanlar satın almıyor. Gene arz talep meselesi. Tüketici pahallı fiyat talep ediyor.

Doğanın dengesini bozuyoruz, daha fazla ürünü daha kısa zamanda almak için çeşitli teknikler uyguluyoruz ve ritim bir kere bozuldumu başka problemler ortaya çıkıyor. O problemlere gene modern teknoloji ile çözümler arıyoruz. Daha fazla kimyasal, daha fazla antibiyotik, daha fazla böcek ilacı kullanıyoruz. Tabii tüm çözümler bir yara bandı gibi geçici çözümler oluyor. Problemin merkezine inemiyoruz çünkü elimiz kolumuz bağlanmış, ödenecek faturalar, maaşlar, krediler başımızı döndürüyor. Tohum bulmak başka bir dert olmuş, bir önceki seneden kalan ürünü tohum olarak kullanamıyoruz. Yeniden satın almamız lazım. Döngüye bir kere girince çıkması zor oluyor yani.

Öyleyse yeni nesil olarak bu döngüye girmeden bir şeylere başlamak lazım. Kişi öncelikle kendine veya ailesine yetecek yiyeceği bir şekilde yetiştirmelidir. Temel besin maddelerini kendi üretmelidir. Bunlar süt, yumurta, sebze, meyve ve bakliyat türünden yiyeceklerdir ve üretimi aslında sanıldığı kadar zor değil. Üretim yapamıyorsanız güvenilir ve doğal yapan birinden temin etme yoluna gidin. Kendi ekmeğinizi pişirin. Kendi sabununuzu yapın. Kendi reçelinizi, salçanızı, turşunuzu yapın. Bu durumda ekonomi batar mı? Ekonomiye hiç bir halt olmaz merak etmeyin. Peki bilim adamları aç kalır mı? Onlarda daha iyi tüy dökücü krem ve yatakta daha uzun sevişecek ilaç formülü aramayı kesecekleri için size sonsuz teşekkürde bulunucaklardır.

Neyse ki yeni nesil ekolojik yaşama daha sıcak bakıyor. İnternet ve kitaplar sayesinde daha da bilinçli. Uygulama açısından imkanlar da sanıldığından daha geniş. Yeter ki insanın içinde istek olsun. Bir şekilde oluyor.

Diyelim ki doğal yöntemlerle arı bakmak istiyoruz. Burada arıcı için iyi olanı değil arı için iyi olan şeyleri yapmamız lazım. Daha doğal bir kovan ve yönetim ile koloni üzerinde daha az stres oluşturarak arının doğal döngüsünü destekleyici şeyleri yapmamız gerekir.

Bitkilerin doğal döngülerine girmeleri için zamanında ekmemiz ve toplamamız lazım. Etraftaki zararlı sayılan haşeratın normal döngüsüne girmesi için uğraşmamız lazım. Bahçelerin bağların mevsimler ile uyumlu hale gelmesi için çalışmamız lazım. Harala güreleden kurtulup yavaşlamamız lazım.

Doğa ana iyi ve kötü arasında seçim yapmıyor, doğa ananın tek derdi “dengenin var olması”. Denge oldumu sistemler var olabiliyor. Pek çok ürünün bir zararlısı var. Böcekler her yerde, ama onlarında belli başlı düşmanları var. Fareleri yılanlar avlıyor, böcekleri kurbağalar avlıyor, küçük sinekleri örümcekler avlıyor; doğanın bir dengesi var, bir tanesini bu denklemden çıkartırsanız sorunlar başlıyor. Hal bu kadar basitken bunu görememek ise her şeyi çok fazla irdeleyip karmaşık halen getiren biz insanoğluna ait bir olay. Hele birde ticari düşünmeye başladınız mı ipin ucu kaçıyor.


Evet sevgili okuyucum ne diyorsun? Yorumlarını esirgeme. Birey olarak neler yapılabilir? Sen neler yapıyorsun?

6 Mart 2012 Salı

Yeşil (Mavi) Küflü Peynir Kanser Yapar mı?

Gazetelerde haberleri okumuşsunuzdur. Ereğli de satılan yeşil küflü peynirlerin satışı yasaklanıyor ve satana da 200 TL civarı ceza getiriliyor. Ereğli de halkın da en fazla tükettiği peynirlerden bir tanesi.

Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü yetkilileri bu resmi de kaldırabilir :-))
Çok küflü baksanıza... :-)))
İşte bir standart olmazsa, bunu belirleyecek bir dernek, kulüp, devlet birimi olmazsa, denetleyecek müfettişler olmazsa; ne üretim sıhhi olur ne de ortaya çıkacak ürün. Ondan sonra beğenmediğimiz Fransa, rokfor peynirlerini tonlarla satar (2008'de 19bin ton), ihraç eder, İngiltere stilton ve gorgonzola peynirleri ile rekorlar kırar ve bu peynirler dünyada en lüks peynirler arasında yer alırken bizimkisi ise yerlerde sürünür. Peynirimizi bu hale getiren üreticilerin gündelikçi zihniyetini buradan kınıyorum.

Yasaklanması tamamen doğru gerekçeler ile olmuştur umarım zira ne gazetelerde ne de Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü sitesinde yapılan araştırmaların bilimsel bulguları ortada yok. Gerekçe olarak bu peynirlerin zamanı geçmiş ürünler ile torbalara basılarak yapıldığı söyleniyor. Muhtemelen merdiven altı üretim de olabilir. Tabii ki hal böyleyken bu peyniri tüketmek doğru olmaz.

Kanser yapar mı yapmaz mı bu tamamen sizin sindirim sisteminize ve ne kadar mavi küflü peynir yediğinize bakar. Bir oturuşta 1 tekerlek yiyorsanız zaten kanserden önce ya damar tıkanıklığından yada kolestrolden yada ülserden gidebilirsiniz.

E o zaman ne yapacağız mavi küflü peynir yemek istiyorsak, tabii ki oturup kendimiz yapacağız :-)

27 Şubat 2012 Pazartesi

Karakovanda Son Durum

11 Şubat günü Üst Çıtalı Karakovanıma arıları yerleştirdim. Neredeyse tamamı kuluçka olan 4 çerçeve peteği keserek benim kovanın boyutlarına getirdim ve çıtalara kablo bağlama kelepçeleri ile bağladım. 2 hafta sonra yani 25 Şubat günü tekrar kontrol etmek için açtık. Bu sefer yanımda resimleri çeken bir arkadaşım bulunuyor.
Arılara başlangıç amacıyla bu balmumu kaplı kağıtları veriyoruz.
Yukarıdaki resimde çıtalara başlangıç olsun diye balmumu kaplı 2cm genişliğinde kağıt yapışmış görünüyor. Arıları ilk kovana yerleştirdiğimde bunu yapmadım ama bu kontrolde bunları verip farkı göreceğim.
Duman körüğümüzü yaktık
Duman körüğünü yaktım ve sadece 4 kere kullandım. Hava çok güzel güneşli ve rüzgarsızdı. Arılar hiç benim kontrolüme aldırmadılar.
Ön tarafdan bir miktar duman veriyoruz
Ön tarafdan 2 körük ve giriş deliklerinden 1 körük duman verdim. Bu arıların haberleşmek için çıkardığı kokuları maskeliyor ayrıca arının bal yemesine neden olarak sokmasını engelliyor. Bal yiyen arının karnı dolduğu için bükülüp sokamıyormuş.
Kablo kelepçeleri ile bağlı çıtalar gözüküyor
Sağda görünen alüminyum folyo kovana yalıtım sağlıyor. Ayrıca içerde yükselen sıcak havayı geri yansıtarak kovanda ısı kaybını azaltıyor. Canberra çok kuru bir yer olduğu için herhangi bir buğulanma gözlemlemedim ama daha yaz sayılır, kışın nasıl olacak göreceğiz.
2 haftalık bir petek.
Bu arılar 2 haftada 3 tam petek örmüşler ve yeni petekler kenarlara bağlı değildi. 120 derecelik açı ile gelen yan duvarlar bunu engelliyormuş. Neler olacak göreceğiz ileri ki zamanlarda.
Bu kadarını tehmin etmiyordum, sadece 2 haftada ördüler bunu
Yeni petekler bembeyaz gıcır gıcır, seneye eski petekleri imha edip balmumu olarak kullanacağım ve sanırım 2 senede bir peteklerin tamamının yenilenmesini sağlamak gerekiyor. Yoksa peteklerde hastalık olabilir. Özellikle Amerikan ve Avrupa yavru çürüklüğü hastalığı ile kovanlara dadanan küçük siyah böcekler burada oldukça fazla görünüyormuş. Varroa ise Avustralya'da henüz yok (kulağa kurşun, tahtaya vuralım) ama bilim adamları yakında gelir diyorlar. Bu yüzden alternatif polenleme yapacak teknikler ve böcekler üzerine araştırma yapıyorlar.
Aradan bir geçiş yoluda bırakmışlar.
Bu arıları oturup saatlerce seyretmek istiyorum ama tabii kendi hallerine bırakıp saygı göstermekte yarar var.
Yakın çekim 
Sanırım kovanda belli bir açlık var, göründüğü gibi arıların kafaları peteklerin içinde. Sanırım besleme metodunu değiştirmem gerek.
Petekler yavaş yavaş dolmaya başlamış
Peteklerin bazıları yarım dolu idi. Hiç sırlanmış petek de yok tabii tüm balı hem yavrular hemde yeni petek örmek için kullandılar.
Buda eski petek
Bu yukarıdaki petek aslında geldikleri kutunun tavanında yeni örülmüş minik bir petekti, ziyan olmasın diye onuda kesip çıtaya monte etmiştim ve sağolsunlar büyütüp geliştirmişler.
Yanda yapışık yerleri bıçak ile kesmek gerekiyor.
Bir ekmek bıçağı ile yan taraflara yapıştırılmış petekler kesiliyor.
Nerede bu Kraliçe?
Kraliçeyi bulmak da bir diğer önemli mesele. Varlığından haberdar olmak gerekiyor.
Biraz yan yapmış peteği düzeltiyorum
Yanlara doğru bel vermiş petekleri elle düzeltip çıtalara bastırıyoruz. Arılara düz petek örmelerini söylüyoruz yani.
Diğer peteklere doğru devam
Yukarıdaki giriş deliklerini normalde şişe mantarı ile kapatıyorum. Esas giriş yan tarafta çitlere bakıyor. En rüzgar almayan yön çit tarafı.
Biraz duman verelim
Bir kez daha duman veriyorum ve bu son oluyor. Zaten körüğün içindeki çam iğneleri de yanıp bitti.
Geleceğin arıları bu petekler altında yatıyor
Kovanın tamamının kuluçka olması en geç 2 hafta içinde kovan mevcudunun üçe katlanacağını gösteriyor.
Eski peteklerden biri. Soldaki tele dikkat.
Koloni genç ve sezon sonuna yakın kovana girdikleri için polen ve nektar akışından nasiplerini alamadılar. dolayısı ile kıçlama için yeterli balları yok. Bu durumda besleme şart.
Neredeyse kovanın tamamı kuluçka

Yakın çekim

2 Haftada 3 tam petek örmüşler

Bu yeni petekler çıtalara direk örülmüş, başlangıç için balmumu bile yoktu.

Yeni peteklerin tamamı boştu. Şimdi bunları 2:1 oranında besleyip doldurmalarını sağlayacağım.

Mühendislik harikası

Vızır vızır çalışıyorlar.

Dikkatlice çekerek diğer çıtaya geçiyoruz.
Kovanın hiç bir yerinde propolis görmedim. Tabii hayvancıklar petek örme ile meşguldü ve zaten propolis toplamak için sıcaklıklar hiç yeterli olmadı.
Ve işte saygıdeğer Kraliçemiz
Nihayet kraliçeyi bulduk. içim rahatladı. Pek yumurta görememiştim ama kraliçe varsa devamı gelir düşüncesindeyim. Sonbahar sonuna kadar mevcutları çoğalıp kışa güçlü girerlerse ve yeterli balları olursa problem olmayacak.
Işık sevmediği için saklanıyor.

Kaçtı artık görünmüyor.
Ellerimin bu kontrol boyunca çıplak olduğunu görüyorsunuz. Eğer soracak olursanız söyleyeyim, hiç sokulmadım. Arılar çok sakindiler.
Bu arada işçiler bir Ana arı memesi yapmışlar.
Birde ana arı memesine rastladım. İçine bakmayı unuttum larva varmı diye ama sanırım bunu kraliçeye bir uyarı olması açısından işçi arılar yapmışlar. Yumurta görmemiş olmam ve memenin varlığı biraz rahatsız edici aslında. 2 hafta sonra tekrar kontrol edeceğim ve durumu o zaman daha iyi kavrayabilirim.
İşimiz bitti kapadık.
İşimizi bitirip kovanı kapadık.
Kovanın önden görünüşü.

Giriş delikleri yakın çekim.
Giriş deliklerinden bir kaç yakın çekim yapıp arılarımızı rahat bıraktık.
Kovanın arkası. Bu iki demir çıtaları asmak için.
Kovanın arkasındaki bu iki demir kontroller sırasında kovanda çıtaları çekecek yer yoksa, çıtayı asmak için yapıldı.

İşte böyle, ilk kovan kontrolümü başarı ile gerçekleştirdim. Yada en azından ben öyle sanıyorum :-). 2 hafta sonra tekrar açıp bakacağım. Bir türlü yazın gelmediği Canberra'da sonbahara doğru yaklaşıyoruz. Arıları istedikleri kadar besleyip kovanın arkasını naylon ile kaplayacağım ki rüzgardan korunsun. Isı kaybının en büyük nedenlerinden bir rüzgar. Geriye kalanını arılar halledecek.

2 hafta sonraki kontrolde video çekmeyi düşünüyoruz. Eğer güzel bir çekim olursa burada yayınlayacağım.

12 Şubat 2012 Pazar

Sert ve Yıllanacak Bir Peynir

Bugün değişik bir şeyler deneyeyim dedim. Önce gidip sütümü aldım. Geçen haftadan kalan 8 litre ile birleştirip yaklaşık 28 litre süt ile kafadan bir tarife başladım. İki kazana paylaştırıp peynir yapmaya koyuldum.

Kültür olarak termofilik yapıda anaç olarak hazırladığım kefir ve flora danica ekledim. Ek olarak P. Shermanii ile büyük delikler olmasını sağlayacağım.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Hobi Arıcılık Belgesi

Sevgili okuyucum, hobi arıcılık üzerine şimdiye kadar okuduğum kaynaklardan edindiğim genel bilgileri bir Word dosyasında topladım. Eğer hobi arıcılığa girecekseniz bu belge işinize yarayabilir. Daha fazlasını çevrenizdeki arıcılardan veya kitaplardan edinebilirsiniz.

Bugün ÜÇK kovanıma arıların naklini yaptım. Düşündüğümden çok daha hızlı oldu. Tek başıma olduğum için resim çekemedim. Merak edenler varsa hiç sokulmadığımı da belirteyim :-). Biraz duman biraz spray su işimi gördü. Phil Chandler'ın aşağıdaki videosu gibi bir şey oldu. Petekleri kendi çıtalarıma kalın iplik ile bağladım. Bir kaç hafta sonra açıp duruma bakacağım. Ana arıyı da tesbit ettim. Ana arıyı tesbit etmek beni rahatlattı.



Moving bees from frames to a top bar hive from Phil Chandler on Vimeo.

9 Şubat 2012 Perşembe

Çedar İşlemi


Cheddar, cheshire, lancashire gibi peynirlerin doğru sonuca ulaşabilmesi için yapılan bir işlemdir. Laktik asit bakterilerinin laktozu tüketmesi ile asidite yükselir ve peynir ekmek hamuru gibi uzar hatta hamur gibi yoğrulabilir. Genelde termofilik kültür ile yapılan peynirlerde uygulanan bir yöntemdir. Kaşar içinde uygulanabilir fakat ısının  biraz daha yükseltilmesi gerekebilir.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Çok Gizli Peynir Tarifi


Bazen arkadaşlar eve gelip benim peynir yapışımı seyrediyorlar. Onlara bazı işler de veriyorum ve peynir hobisine girmelerine yardımcı oluyorum. Bu hobinin inceliklerini, gerekli ekipmanı, farklı peynirler için kullanılacak farklı kültürleri anlatıyorum. Kullandığım teknikleri açıklıyorum. Sonra sorular geliyor.

29 Ocak 2012 Pazar

Peynirde neler yapıyoruz?

Son 4 haftadır sütün de gelmesi ile birlikte Pazar günleri peynir yapıyorum. İlk önce beyaz peynir ve ardından hellim yaptım. Sütteki protein ve yağ oranı yüksek olduğu için telemenin sertliği hemen göze çarpıyor. Çıkan peynirler çok nefis oldu. Bu sene salamuradaki tuz oranını azalttım. Beyaz peynir için %12 ve hellim için %10 civarlarında salamura hazırladım, geçen sezon eşim tarafından gelen bir öneriydi ve azalan tuz ile hem çocuklar hemde eşim peynirleri severek tüketiyorlar. Her iki peynir içinde kefir ile hazırladığım anaç kültürleri kullandım ve sonuçlar gerçekten iyi oldu.