Peynir
Pazar günü evde ilk peynir yapma kursumu veriyorum. Yumuşak ve taze peynirler ile başlayacağız. 6 kişilik kontenjan belirledim şimdilik. Tam gün olacak bu kursda Beyaz Peynir, Lor, Hellim, Camembert, Çerkez gibi bir günde çıkartabileceğimiz peynirleri seçtim. Hemen hemen her şey hazır.
Artizan Peynirci
Artizan Şarküteri ürünlerinin evde güvenli biçimde yapılması ve afiyetle tüketilmesi üzerine...
14 Mart 2012 Çarşamba
12 Mart 2012 Pazartesi
Baltalı Peynirleri
Bulunması en zor olan sütlerden biri de keçi sütü. Evde peynir yapacağımız zaman birisi 20 litre keçi sütü ile çıkagelirse o kişiyi kutsal ilan edecek kadar. Acaba bodur keçi türlerinden iki tane bizim bahçeye alsam mı diye eşime sorduğumda yüzüne takındığı ifade ise 1000 kelimelik makale yazmaya yeterdi :-)). Bana ancak bir kere nasip olan taze keçi sütü ile çalışma fırsatımda yaptığım camembert peynirleri ise anlatması mümkün olmayan bir aroma ve kalitede peynir ortaya çıkartmıştı. Bu keçi sütünden olma camembert'leri yedikten sonra artık normal inek sütü camembert peynirleri bana çok yavan gelmeye başladı.
Türkiye'de keçi sütünden yapılmış bir peynir bulmak ise eskiden zordu fakat şimdi Baltalı Gıda firması ile giderek kolaylaşacağa benziyor. Habere blogumu kontrol ederken yandaki haberlerden ulaştım. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olması ile birlikte bayan girişimciler hakkında yazılar gazetelerde boy göstermeye başladı ve Sayın Funda Özer Baltalı'nın kurduğu Baltalı Gıda Artun Bey'in yazısında da yer alarak ismini duyurmuş. Funda Hanım tesisi kurmakla kalmamış, bir de Hollanda'dan keçi spermi getirterek keçilerinin soyunu düzeltmek ve süt miktarını arttırmak için girişimlerde de bulunuyor. Her ne kadar tesis artizan mantığını aşsa da (1000 keçi ve günlük 10 ton süt işleme kapasitesi)Türkiye peynir piyasası için mükemmel bir gelişme. Firmanın ürün yelpazesi şimdilik 4 peynir ile sınırlı fakat eminim ileride bunu arttıracaklardır. Keçi sütünden beyaz peynir yapan Baltalı Gıda'nın ayrıca Chevre benzeri bir taze peyniri ve sürülebilir tarzda labneh ve armola peyniri de var. Yakında günlük süt, kaşar, tulum ve lor peynirleri de raflarda olacakmış.
Keçi sütünden yapılan peynirler hakkında daha önce yazmıştım. Gönül ister ki Funda Hanım ileride Crottin gibi sert peynirlere veya Camembert/Brie tarzı beyaz küflü peynirlere veya morge ile dışı yıkanmış ve olgunlaştırılmış keçi peynirlerine de el atsın ve bu peynirleri marketlerde bulmak kolaylaşsın. Tabii o zamana kadar tek yolunuz bu peynirleri kitabımı kullanarak evde yapmak.
Funda Hanım'a bu sektörde başarılar diliyorum ve ürün yelpazesini bir an önce geliştirmesini merakla bekliyorum.
Türkiye'de keçi sütünden yapılmış bir peynir bulmak ise eskiden zordu fakat şimdi Baltalı Gıda firması ile giderek kolaylaşacağa benziyor. Habere blogumu kontrol ederken yandaki haberlerden ulaştım. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olması ile birlikte bayan girişimciler hakkında yazılar gazetelerde boy göstermeye başladı ve Sayın Funda Özer Baltalı'nın kurduğu Baltalı Gıda Artun Bey'in yazısında da yer alarak ismini duyurmuş. Funda Hanım tesisi kurmakla kalmamış, bir de Hollanda'dan keçi spermi getirterek keçilerinin soyunu düzeltmek ve süt miktarını arttırmak için girişimlerde de bulunuyor. Her ne kadar tesis artizan mantığını aşsa da (1000 keçi ve günlük 10 ton süt işleme kapasitesi)Türkiye peynir piyasası için mükemmel bir gelişme. Firmanın ürün yelpazesi şimdilik 4 peynir ile sınırlı fakat eminim ileride bunu arttıracaklardır. Keçi sütünden beyaz peynir yapan Baltalı Gıda'nın ayrıca Chevre benzeri bir taze peyniri ve sürülebilir tarzda labneh ve armola peyniri de var. Yakında günlük süt, kaşar, tulum ve lor peynirleri de raflarda olacakmış.
Keçi sütünden yapılan peynirler hakkında daha önce yazmıştım. Gönül ister ki Funda Hanım ileride Crottin gibi sert peynirlere veya Camembert/Brie tarzı beyaz küflü peynirlere veya morge ile dışı yıkanmış ve olgunlaştırılmış keçi peynirlerine de el atsın ve bu peynirleri marketlerde bulmak kolaylaşsın. Tabii o zamana kadar tek yolunuz bu peynirleri kitabımı kullanarak evde yapmak.
Funda Hanım'a bu sektörde başarılar diliyorum ve ürün yelpazesini bir an önce geliştirmesini merakla bekliyorum.
7 Mart 2012 Çarşamba
Doğa Anaya Nasıl Yardımcı Olabilirim
İçinde yaşadığımız bu gezegen zaman geçtikçe
kirleniyor ve sonuçları üzerindeki bitki örtüsü ile yaşayan hayvanlara etki
ediyor. Kullandığımız her ürün, evimizdeki her eşya, her gün karşılaştığımız
şehir hayatı Dünya’yı daha da fazla kirleten ürünlerle dolu. Yer, gök, deniz
bundan nasibini almış. Denizlerde balık kalmamış, sebebi yanlış avlanma;
yaşadığımız çevre her geçen gün kirleniyor, sebebi biz insanlar; havadaki
zararlı gazlar çoğalıyor, sebebi gene biz insanlar. Peki bunların sonucunda
zarar gören kim, doğa ana mı, hayvanlar mı, bitki örtüsü mü yoksa biz miyiz? Tabii
ki yukarıdakilerin hepsi, sevgili okuyucum.
Doğa ananın bunları düzeltmek için yardıma ihtiyacı var mı?
Olayı nüfus çoğalması, ticari üretim ve arz talep
eğrileri yönünden ele alalım.
Eğer bir üretici daha fazla kar amacı ile bir yöntem
bulup uygularsa diğer üreticiler de aynı yöntemi kısa zamanda alıp uygularlar.
Lakin arıcılıktan tutun çiftçiliğin her kademesine kadar aynısı olmuştur. Tabii
ki burada kaybeden müşteridir çünkü hem ürünün doğallığı kalmamıştır hemde
besleyici özellikleri azalmıştır. Ekstradan maruz kaldığımız kimyasallar,
antibiyotikler, ilaçlar da cabası. Beslenme yeterli olmadığı için zeka gelişimi
ne oluyor? Tabii ki gelişmiyor yeteri kadar. Bir nevi aptallaşıyoruz. Peki
kazanan kim? Kazanan da var maddi açıdan ama bu kısım konumuzun dışında
kalıyor.
Benim inandığım bir düşünce: Ticari olarak üretilen
hiç bir ürün insan sağlığı için yararlı değildir. Ticari demek yüksek
kapasitelerde üretim, seracılık, uzun raf ömrü ve kullanılan kimyasallar, yerel
olmayan ürünler ve saire marketlerde pazarlarda bolca bulmaktır. Olay insan
beslenmesinden çıkıp ticarete dönmüştür.
Ama burada müşterinin de suçu var. Tamamı ile arz
talep eğrisine göre çalışan pazar, bir miktar da müşterinin isteği
doğrultusunda gelişmiştir.
1-
Mevsim dışı ürünlere olan talep.
2-
Üzerinde çürük olmayan ve hep taze görünen ürünlere talep.
3-
Besleyici özelliklerinden fazla görünüşe olan talep.
4-
Daha büyüğüne olan talep.
5-
Çekirdeksiz üzüme olan talep.
6-
Ve saire...
Hal böyle olunca üretici de bunlara cevap vermek
zorunda kalıyor. Ürünler zamanından önce toplanıyor, Kimyasallar ile rengi
veriliyor, depolarda gaz verilip olgunlaştırılıyor, mum ile kaplanıp raf ömrü
uzatılıyor, tadı tatlı değilse tatlandırılıyor, büyüğü küçüğü ayrılıyor ve iki
katı ücrete ve zamanından 1 ay önce tüketiciye sunuluyor. Tüketici de 1 ay
erken yiyeceği bu ürünler için mutlu bir şekilde parasını ödeyip satın alıyor.
Ürüne yapılan tüm işlemler giderleri arttırdığı için ürünün fiyatı da
çoğalıyor. Kullanılan kimyasal gübreler, böcek ilaçları, GDO tohumlar derken
toprak ana da zarar görüyor. Çok değil 10 sene sonra bu topraktan ürün almak
zorlaşacak ve hatta kullanılmaz hale gelecek.
Öte yanda doğal olan ürünler hafif ucu çürümüş, bir
kaç ezik yeri olan, rengi parlak olmayan ürünler kimse tarafından alınıp
tüketilmemektedir. Tüketici olarak zihnimizde var olan bilgi bunların
"iyi" olmadığıdır. Bu zihniyeti değiştirmek için bir şeyler yapmak
gerek.
Burada suçu yarı yarıya paylaştırıyorum, üretici
kadar tüketici de suçludur. Burada hem tüketici hemde üretici
bilgilendirilmelidir. Ürünün büyüklüğü ve görünüşü değil besleyici özelikleri
ile kalitesinin akıllarda yer etmesi ve hedef olarak alınması gerekir. Biz ne
kadar doğayı taklit etmeye çalışıp seralarda üretim yapsak bile, doğanın ürettiği
kadar sağlıklı ve besleyici ürün üretemiyoruz.
Ürünün doğal yetiştirilmesi aslında daha az zaman ve
nakit harcanması demek. Tüm kimyasal gübre ve ilaçlar için harcanan para
cebimize kalıyor. Bunların bahçede uygulanması için gereken zaman bize kalıyor.
Tabii bir çiftliğin doğal yöntemlerle tarım yapmaya geçmesi birden bire
olmuyor. Yavaş yavaş ve adım adım teknikleri uygulayıp bir kaç sene içinde
doğanın kendi ritmi ile birlikte bahçenin bir doğal döngüye girmesi gerek. Bu
durumda organik ürünlerin daha pahallıya satılması fenomeninin saçmalığı ortaya
çıkıyor. Organik ürün daha ucuz olmalı ama daha ucuz olunca da insanlar satın
almıyor. Gene arz talep meselesi. Tüketici pahallı fiyat talep ediyor.
Doğanın dengesini bozuyoruz, daha fazla ürünü daha
kısa zamanda almak için çeşitli teknikler uyguluyoruz ve ritim bir kere bozuldumu
başka problemler ortaya çıkıyor. O problemlere gene modern teknoloji ile
çözümler arıyoruz. Daha fazla kimyasal, daha fazla antibiyotik, daha fazla
böcek ilacı kullanıyoruz. Tabii tüm çözümler bir yara bandı gibi geçici
çözümler oluyor. Problemin merkezine inemiyoruz çünkü elimiz kolumuz bağlanmış,
ödenecek faturalar, maaşlar, krediler başımızı döndürüyor. Tohum bulmak başka
bir dert olmuş, bir önceki seneden kalan ürünü tohum olarak kullanamıyoruz.
Yeniden satın almamız lazım. Döngüye bir kere girince çıkması zor oluyor yani.
Öyleyse yeni nesil olarak bu döngüye girmeden bir
şeylere başlamak lazım. Kişi öncelikle kendine veya ailesine yetecek yiyeceği
bir şekilde yetiştirmelidir. Temel besin maddelerini kendi üretmelidir. Bunlar
süt, yumurta, sebze, meyve ve bakliyat türünden yiyeceklerdir ve üretimi
aslında sanıldığı kadar zor değil. Üretim yapamıyorsanız güvenilir ve doğal yapan
birinden temin etme yoluna gidin. Kendi ekmeğinizi pişirin. Kendi sabununuzu
yapın. Kendi reçelinizi, salçanızı, turşunuzu yapın. Bu durumda ekonomi batar
mı? Ekonomiye hiç bir halt olmaz merak etmeyin. Peki bilim adamları aç kalır
mı? Onlarda daha iyi tüy dökücü krem ve yatakta daha uzun sevişecek ilaç
formülü aramayı kesecekleri için size sonsuz teşekkürde bulunucaklardır.
Neyse ki yeni nesil ekolojik yaşama daha sıcak
bakıyor. İnternet ve kitaplar sayesinde daha da bilinçli. Uygulama açısından imkanlar
da sanıldığından daha geniş. Yeter ki insanın içinde istek olsun. Bir şekilde
oluyor.
Diyelim ki doğal yöntemlerle arı bakmak istiyoruz.
Burada arıcı için iyi olanı değil arı için iyi olan şeyleri yapmamız lazım.
Daha doğal bir kovan ve yönetim ile koloni üzerinde daha az stres oluşturarak
arının doğal döngüsünü destekleyici şeyleri yapmamız gerekir.
Bitkilerin doğal döngülerine girmeleri için zamanında
ekmemiz ve toplamamız lazım. Etraftaki zararlı sayılan haşeratın normal
döngüsüne girmesi için uğraşmamız lazım. Bahçelerin bağların mevsimler ile
uyumlu hale gelmesi için çalışmamız lazım. Harala güreleden kurtulup
yavaşlamamız lazım.
Evet sevgili okuyucum ne diyorsun? Yorumlarını esirgeme. Birey olarak neler yapılabilir? Sen neler yapıyorsun?
6 Mart 2012 Salı
Yeşil (Mavi) Küflü Peynir Kanser Yapar mı?
Gazetelerde haberleri okumuşsunuzdur. Ereğli de satılan yeşil küflü peynirlerin satışı yasaklanıyor ve satana da 200 TL civarı ceza getiriliyor. Ereğli de halkın da en fazla tükettiği peynirlerden bir tanesi.
İşte bir standart olmazsa, bunu belirleyecek bir dernek, kulüp, devlet birimi olmazsa, denetleyecek müfettişler olmazsa; ne üretim sıhhi olur ne de ortaya çıkacak ürün. Ondan sonra beğenmediğimiz Fransa, rokfor peynirlerini tonlarla satar (2008'de 19bin ton), ihraç eder, İngiltere stilton ve gorgonzola peynirleri ile rekorlar kırar ve bu peynirler dünyada en lüks peynirler arasında yer alırken bizimkisi ise yerlerde sürünür. Peynirimizi bu hale getiren üreticilerin gündelikçi zihniyetini buradan kınıyorum.
Yasaklanması tamamen doğru gerekçeler ile olmuştur umarım zira ne gazetelerde ne de Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü sitesinde yapılan araştırmaların bilimsel bulguları ortada yok. Gerekçe olarak bu peynirlerin zamanı geçmiş ürünler ile torbalara basılarak yapıldığı söyleniyor. Muhtemelen merdiven altı üretim de olabilir. Tabii ki hal böyleyken bu peyniri tüketmek doğru olmaz.
Kanser yapar mı yapmaz mı bu tamamen sizin sindirim sisteminize ve ne kadar mavi küflü peynir yediğinize bakar. Bir oturuşta 1 tekerlek yiyorsanız zaten kanserden önce ya damar tıkanıklığından yada kolestrolden yada ülserden gidebilirsiniz.
E o zaman ne yapacağız mavi küflü peynir yemek istiyorsak, tabii ki oturup kendimiz yapacağız :-)
| Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü yetkilileri bu resmi de kaldırabilir :-)) Çok küflü baksanıza... :-))) |
Yasaklanması tamamen doğru gerekçeler ile olmuştur umarım zira ne gazetelerde ne de Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü sitesinde yapılan araştırmaların bilimsel bulguları ortada yok. Gerekçe olarak bu peynirlerin zamanı geçmiş ürünler ile torbalara basılarak yapıldığı söyleniyor. Muhtemelen merdiven altı üretim de olabilir. Tabii ki hal böyleyken bu peyniri tüketmek doğru olmaz.
Kanser yapar mı yapmaz mı bu tamamen sizin sindirim sisteminize ve ne kadar mavi küflü peynir yediğinize bakar. Bir oturuşta 1 tekerlek yiyorsanız zaten kanserden önce ya damar tıkanıklığından yada kolestrolden yada ülserden gidebilirsiniz.
E o zaman ne yapacağız mavi küflü peynir yemek istiyorsak, tabii ki oturup kendimiz yapacağız :-)
27 Şubat 2012 Pazartesi
Karakovanda Son Durum
11 Şubat günü Üst Çıtalı Karakovanıma arıları yerleştirdim. Neredeyse tamamı kuluçka olan 4 çerçeve peteği keserek benim kovanın boyutlarına getirdim ve çıtalara kablo bağlama kelepçeleri ile bağladım. 2 hafta sonra yani 25 Şubat günü tekrar kontrol etmek için açtık. Bu sefer yanımda resimleri çeken bir arkadaşım bulunuyor.
![]() |
| Arılara başlangıç amacıyla bu balmumu kaplı kağıtları veriyoruz. |
![]() |
| Duman körüğümüzü yaktık |
![]() |
| Ön tarafdan bir miktar duman veriyoruz |
![]() |
| Kablo kelepçeleri ile bağlı çıtalar gözüküyor |
![]() |
| 2 haftalık bir petek. |
![]() |
| Bu kadarını tehmin etmiyordum, sadece 2 haftada ördüler bunu |
![]() |
| Aradan bir geçiş yoluda bırakmışlar. |
![]() |
| Yakın çekim |
![]() |
| Petekler yavaş yavaş dolmaya başlamış |
![]() |
| Buda eski petek |
![]() |
| Yanda yapışık yerleri bıçak ile kesmek gerekiyor. |
![]() |
| Nerede bu Kraliçe? |
![]() |
| Biraz yan yapmış peteği düzeltiyorum |
![]() |
| Diğer peteklere doğru devam |
![]() |
| Biraz duman verelim |
![]() |
| Geleceğin arıları bu petekler altında yatıyor |
![]() |
| Eski peteklerden biri. Soldaki tele dikkat. |
![]() |
| Neredeyse kovanın tamamı kuluçka |
![]() |
| Yakın çekim |
![]() |
| 2 Haftada 3 tam petek örmüşler |
![]() |
| Bu yeni petekler çıtalara direk örülmüş, başlangıç için balmumu bile yoktu. |
![]() |
| Yeni peteklerin tamamı boştu. Şimdi bunları 2:1 oranında besleyip doldurmalarını sağlayacağım. |
![]() |
| Mühendislik harikası |
![]() |
| Vızır vızır çalışıyorlar. |
![]() |
| Dikkatlice çekerek diğer çıtaya geçiyoruz. |
![]() |
| Ve işte saygıdeğer Kraliçemiz |
![]() |
| Işık sevmediği için saklanıyor. |
![]() |
| Kaçtı artık görünmüyor. |
![]() |
| Bu arada işçiler bir Ana arı memesi yapmışlar. |
![]() |
| İşimiz bitti kapadık. |
![]() |
| Kovanın önden görünüşü. |
![]() |
| Giriş delikleri yakın çekim. |
![]() |
| Kovanın arkası. Bu iki demir çıtaları asmak için. |
İşte böyle, ilk kovan kontrolümü başarı ile gerçekleştirdim. Yada en azından ben öyle sanıyorum :-). 2 hafta sonra tekrar açıp bakacağım. Bir türlü yazın gelmediği Canberra'da sonbahara doğru yaklaşıyoruz. Arıları istedikleri kadar besleyip kovanın arkasını naylon ile kaplayacağım ki rüzgardan korunsun. Isı kaybının en büyük nedenlerinden bir rüzgar. Geriye kalanını arılar halledecek.
2 hafta sonraki kontrolde video çekmeyi düşünüyoruz. Eğer güzel bir çekim olursa burada yayınlayacağım.
12 Şubat 2012 Pazar
Sert ve Yıllanacak Bir Peynir
Bugün değişik bir şeyler deneyeyim dedim. Önce gidip sütümü aldım. Geçen haftadan kalan 8 litre ile birleştirip yaklaşık 28 litre süt ile kafadan bir tarife başladım. İki kazana paylaştırıp peynir yapmaya koyuldum.
Kültür olarak termofilik yapıda anaç olarak hazırladığım kefir ve flora danica ekledim. Ek olarak P. Shermanii ile büyük delikler olmasını sağlayacağım.
Kültür olarak termofilik yapıda anaç olarak hazırladığım kefir ve flora danica ekledim. Ek olarak P. Shermanii ile büyük delikler olmasını sağlayacağım.
11 Şubat 2012 Cumartesi
Hobi Arıcılık Belgesi
Sevgili okuyucum, hobi arıcılık üzerine şimdiye kadar okuduğum kaynaklardan edindiğim genel bilgileri bir Word dosyasında topladım. Eğer hobi arıcılığa girecekseniz bu belge işinize yarayabilir. Daha fazlasını çevrenizdeki arıcılardan veya kitaplardan edinebilirsiniz.
Bugün ÜÇK kovanıma arıların naklini yaptım. Düşündüğümden çok daha hızlı oldu. Tek başıma olduğum için resim çekemedim. Merak edenler varsa hiç sokulmadığımı da belirteyim :-). Biraz duman biraz spray su işimi gördü. Phil Chandler'ın aşağıdaki videosu gibi bir şey oldu. Petekleri kendi çıtalarıma kalın iplik ile bağladım. Bir kaç hafta sonra açıp duruma bakacağım. Ana arıyı da tesbit ettim. Ana arıyı tesbit etmek beni rahatlattı.
Moving bees from frames to a top bar hive from Phil Chandler on Vimeo.
Bugün ÜÇK kovanıma arıların naklini yaptım. Düşündüğümden çok daha hızlı oldu. Tek başıma olduğum için resim çekemedim. Merak edenler varsa hiç sokulmadığımı da belirteyim :-). Biraz duman biraz spray su işimi gördü. Phil Chandler'ın aşağıdaki videosu gibi bir şey oldu. Petekleri kendi çıtalarıma kalın iplik ile bağladım. Bir kaç hafta sonra açıp duruma bakacağım. Ana arıyı da tesbit ettim. Ana arıyı tesbit etmek beni rahatlattı.
Moving bees from frames to a top bar hive from Phil Chandler on Vimeo.
9 Şubat 2012 Perşembe
Çedar İşlemi
Cheddar, cheshire, lancashire gibi peynirlerin doğru sonuca ulaşabilmesi için yapılan bir işlemdir. Laktik asit bakterilerinin laktozu tüketmesi ile asidite yükselir ve peynir ekmek hamuru gibi uzar hatta hamur gibi yoğrulabilir. Genelde termofilik kültür ile yapılan peynirlerde uygulanan bir yöntemdir. Kaşar içinde uygulanabilir fakat ısının biraz daha yükseltilmesi gerekebilir.
6 Şubat 2012 Pazartesi
Çok Gizli Peynir Tarifi

Bazen arkadaşlar eve gelip benim peynir yapışımı seyrediyorlar. Onlara bazı işler de veriyorum ve peynir hobisine girmelerine yardımcı oluyorum. Bu hobinin inceliklerini, gerekli ekipmanı, farklı peynirler için kullanılacak farklı kültürleri anlatıyorum. Kullandığım teknikleri açıklıyorum. Sonra sorular geliyor.
29 Ocak 2012 Pazar
Peynirde neler yapıyoruz?
Son 4 haftadır sütün de gelmesi ile birlikte Pazar günleri peynir yapıyorum. İlk önce beyaz peynir ve ardından hellim yaptım. Sütteki protein ve yağ oranı yüksek olduğu için telemenin sertliği hemen göze çarpıyor. Çıkan peynirler çok nefis oldu. Bu sene salamuradaki tuz oranını azalttım. Beyaz peynir için %12 ve hellim için %10 civarlarında salamura hazırladım, geçen sezon eşim tarafından gelen bir öneriydi ve azalan tuz ile hem çocuklar hemde eşim peynirleri severek tüketiyorlar. Her iki peynir içinde kefir ile hazırladığım anaç kültürleri kullandım ve sonuçlar gerçekten iyi oldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)