2 Temmuz 2016 Cumartesi

Ağaç Fidesi Yetiştirmek

İyi bir ağaç fidesinin gelişimi için oldukça büyük bir saksı gerekiyor. Aşılama yaşına kadar ağacın köklerinin gelişimi çok önemli. Tabii ufak saksılarda büyüyen fideler hem fazla besin alamadığı hem de yer darlığından dolayı kökleri rahat gelişemiyor ve gövdesi de aşılama yaşına geç geliyor.

Büyük saksılar çok pahallı. Bu problemin çözümü naylon bezden yapılmış alışveriş torbalarında. Bu torbalar geri dönüştürülmüş pet şişelerden yapılıyor. UV dayanıklılığı pek iyi olmasa da 2 sene gibi dayanıyor.

PET şişelerin geri dönüçtürülmesi ile üretilmiş alış veriş çantası
50 litre toprak alabiliyor bu torbalar ve eklenecek toz mineral ve gübrelerle ağaç için oldukça iyi bir başlangıç sunuyor. Ben kovada biriktirdiğim mutfak artıklarını dibine yerleştirdikten sonra üsütne gübre, kompost ve toprak karışımını koyuyorum ve fideyi ekiyorum.

Aşıladığım armutlardan biri kök çantasında büyümeye devam ediyor
Bu torbayıda alttan sürekli su çekeceği bir yere yerleştirmek gerekiyor. yada düzenli aralıklarla sulamak şart.

Gelelim bu yöntemin neden saksıdan daha iyi olduğuna. Tabii ki en iyi kök gelişimini sağladığı için. Dışarı doğru uzayan kökler hava ile karşılaşınca uzaması durur. Saksı olsaydı dönerek düğüm olacaktı. Uzaması duran kök ağacın tekrar kök uzatması için sinyal gönderir. Ve bu sayede kök gelişimi en iyi biçimde olmuş oluyor. İngilizce air-pruning (hava ile budama) deniyor bu olaya. Torbalara da root pouch yani kök torbası/cebi deniyor.
Kök gelişimi (rootpouch.com)

Bu ürünün piyasada satılanları biraz daha kalın ve UV ışınlarına dayanıklı olduğu için uzun seneler dayanabiliyor. Farklı boyları da var ve içlerinde sadece ağaç değil sebze yetiştirenler de var. 60-70 litrelik bir saksıdan çok daha ucuza satın alınabilir.
Piyasada ki root pouch ürünü
Root Pouch PET şişelerden yapılıyor.
Siz de eskiyen alış veriş torbalarını bu şekilde değerlendirebilirsiniz.

1 Mayıs 2016 Pazar

Akuaponik Kitabı Geliyor

Sevgili okuyucular, çok geniş içerikli bir kitap üzerine çalışıyordum. Facebook’dan takip edenler hatırlayacaktır. Konular o kadar genişti ki, yazımı hiç bitmeyecek bir işe dönüştü. Bu kadar geniş konular yerine ve bir kaç istek de gelince, sadece akuaponik üzerine olan kısmı ayrı kitap olarak epub formatında yakında yayınlayacağım.
Bol resimli, ayrıntılı planların yer alacağı bu kitap akuaponik hobisine girmek isteyen herkese sistemin kurulması, çalışması ve devamı konusunda pek çok bilgi verecektir. Bir önceki akuaponik yazımdan da sistemin genel hatlarına bakabilirsiniz. Bilgi açısından çok doyurucu ve ekseninden şaşmadan hem balık hem de sebze, meyve yetiştirme konusunda iyi bir kitap olacağı kanısındayım.
Normal toprak kültürü ile karşılaştırıldığında çok fazla protein ve sebze üreten bu sistem, ek bir model olarak gıda çeşitliliği yaratırken, gübre çıktısı ile de ağaçlarımızı besliyor. Kayıp çok az ve verimlilik çok yüksek. Ayrıca forumlarda bile çok insanın bilmediği ve uygulamadığı “besin değeri yüksek ürün üretme” olayını da tüm ayrıntıları ile anlatıyorum. Tamamı ile bilimsel yöntemlerle, ölçüm ve uygulama yaparak siz de besin değeri yüksek ürünleri maliyeti değiştirmeden üretebilirsiniz.
Evde bir akvaryumla, balkonda bir varille, terasda bir IBC ile veya bahçenizdeki havuzu kullanarak yenebilir balık ve gübresi ile de sebze yetiştirebilirsiniz. Ölçeklenebilir olması akuaponik sisteminin en büyük avantajı.
Çok yakında kitabı yayınlayacağım. Blogumu takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Evde balık ve sebze yetiştirmek - Akuaponik

Son günlerde akuaponik hobisine merak saldım. FB'den takip edenler zaten biliyorlar. Akuaponik kısaca bahçede yada balkonda balık ve sebze yetiştirmek amaçlı kurulmuş kapalı bir sistem. Metrekare başına en fazla proteini üreten sistem olmasının yanında eğer vegan veya vejeteryan iseniz, koi yada japon balıklarından yetiştirip sadece sebzeleri yemeniz de mümkün. Ayrıca normal tarım yöntemlerine göre çok daha az su harcıyor.

Temel olarak 1 balık tankı ve buna bağlı iki yada daha fazla sebze yatağından olluşuyor. Balık tankındaki bir su pompası suyu sebze yataklarına dolduruyor. Pisagor sifonu ile balık tankına geri boşalan su temizlenmiş oluyor. Sistem de balık yanında kerevit gibi kabuklular da yetiştirilebilir.

 
 Sistem kurulduktan sonra, esas balıkları barındırmaya başlamadan evvel olgunlaşması gerekiyor. Bu olgunlaşma sürecinde sebze yataklarında gelişecek bakteriler balıkların ürettiği amonyağı nitrit ve nitrata dönüştürerek sebzeler tarafından kullanılabilir hale getiriyor. Sebzeler mutlu bir şekilde büyürken, su da temizlenmiş oluyor. Olgunlaşma süreci için ölü balık veya kerevit yada çiş kullanılarak sisteme amonyak sağlanıyor. Amonyak bakterilerin gelişmesi için gerekli.

Sebze yatakları mıcır, çakıl gibi 10mm ile 25mm arası taşlarla dolduruluyor. Bu taşlar sizin toprağınız olacak. Bitkiler bu taşların içinde kök salacak.

İlk testlerimiz böyle iyi değildi

Daha sonraki ölçümler olgunlaşma süresinden sonra iyileşti
Piyasa da satılan test kitleri ile suyun pH, amonyak, nitrit ve nitrat değerlerini ölçerek sistemin sağlığını test edebiliyoruz.

Sistemin balık kaldırma kapasitesi tamamen sebze yataklarının hacmine bağlı. Her 20 litresi için 600 gram ağırlığında bir yetişkin balık bakılabilir. Eğer başka filtre sistemleriniz mevcut ise daha da fazla balık koyabilirsiniz.

Balıkların yediği besin balığın türüne göre evde yapılabilir. Asker sineği larvası, un kurtları, kırmızı kan kurtları, su piresi, sivrisinek larvası veya sebze bazlı hamur gibi yemler evde üretilebilir.

Akuaponik bir kere kurulduktan ve sağlıklı biçimde nitrit-nitrat döngüsüne girdikten sonra sürekli üretim yapan bir sistemdir. Sebze yataklarının fide ihtiyacını karşılamanız şart zira suyu temizleyen sebzelerdir.

Sera içinde de yapılabilen bu sistem ile pazara bile çıkacak miktarda balık ve sebze yetiştirmek mümkün. Avustralya’da devlet tarafından onaylanmış diploması ile tanınmış bir meslek haline gelmiş ve ticari miktarlarda temiz ve organik ürün üretilebilmesine olanak vermiştir.

Balıklarımız ilk geldiği zaman pH ve ısı dengelemesi için bekliyor
Akuaponikde yetişen balıklar besleyici özellikleri açısından göller ve akarsulardan yakalanan aynı cins balıklara göre aynı veya daha fazla besleyicidir. Tadının da daha iyi olduğu yiyen herkes tarafından söyleniyor.

Akuaponik sistemlerinde su olarak yağmur suyu kullanılır. İz mineralleri ve demir açısından ilk başta ve senede bir kez desteklenmeleri gerekiyor. Sebze yatağına gömülecek bir kaç çivi demir işini görüyor. İz mineralleri kullanılmış kahve veya sıvı balık gübresi ile takviye edilebiliyor.

Balıkların hava ihtiyacını karşılamak için bir hava motoru da gerekebiliyor. Özellikle alabalık gibi soğuk ve bol oksijenli suları tercih eden balıklar için bir hava motoru şart. Venturi gibi sistemlerle su pompasından yada sifonlardan suya oksijen katmak da mümkün.

Hava pompası ve otomatik yemleme cihazı
İyi bir güneş enerjisi sistemi ile hava ve su pompalarını çalıştırırsanız ve yeminizi kendiniz üretirseniz tamamen sürdürülebilir şekilde yiyecek üretmek mümkün bu sistemle. Hatta damızlık balıkları seçip kendi balığınızı da üretebilirsiniz.

Akuaponik sistemlerine balıkları bakteriyel hastalıklardan korumak için 1000 litre suya 1 kilo civarında tuz da ekleniyor. Bu tuz bitkilerin gelişmesini kesmiyor aksine hızlandırıyor. Akuaponik sulu bir tarım olduğu için kimyası topraklı tarımdan çok daha farklı. O yüzden zıt yöntemler ortaya çıkıyor.

Esas akuaponik sistemimi olgunlaştıran iki sazanım
Sistemi büyüterek bir yüzme havuzunu akuaponik sistemine çevirebilir, otçul balıklardan edinip dışarıdan besleme yapmadan balıkların büyümesini bile sağlayabilirsiniz. Sabaha karşı havuz üzerinde yakılacak bir ışık böceklerin havuza düşmesine ve balıklara yem olmasına neden olacaktır. Ayrıca azolla gibi su bitkileri yetiştirilerek de balıklar beslenebilir.
Ördek otu
Bir kere içine girdiğiniz de sizi kapacak bir hobi bu. Olayın sonu yok. İstediğiniz kadar büyütebileceğiniz bir sistem aynı zamanda. Hele bir de balıkları yemeğe başladığınızda olay tamamen kopuyor. Ben tek balık tankı ile başlamama rağmen, şu anda sistemi genişletmek ve iki tank daha eklemek için plan yapıyorum. Balıkları yavruyken alıyoruz. 5 ila 7cm boylarında oluyorlar. Alabalık 9 ayda büyürken, endemik türler 2 seneyi buluyor. Haftada bir balık yiyelim derseniz, sistemin kapasitesini de ona göre ayarlamanız gerek.

Sebze yatağı

Kuzu kulağı coştu

Balıklarımız
İnternet üzerinde pek çok plan bulmak hatta SketchUp dosyalarına erişmek mümkün. Yem yapımı tarifleri de mevcut. Çevre göl ve akarsularda olan balıkların bir listesini yapıp size uygun balığı da rahatça bulabilir yada alabalık ile gidebilirsiniz.


Youtube'de Rob Bob'un kanalı bu işlerin en ayrıntılı anlatıldığı kanal. Ayrıca Facebook sayfasında da tonla bilgi mevcut

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Bilgi, İnternet, Kapitalizm, Paylaşımcı Sistemler, Çiftçi v2.0

Bir pide ustası arkadaşımla konuşuyordum. Avustralya'da yeni olduğu için, unun su tutma ve nem oranı, hangi yağların ve tuzların iyi olduğu, hangi mayaların daha iyi çalışacağı konularında sohbet ediyorduk. Tabii bu kadar bilgiyi nasıl ve nereden bulduğumu da merak etti. Kendi ustasından topladığı sözlü aktarılan bilgilerin hemen hemen hepsi bende mevcut, hatta tarif defterine not aldığı, fırın nem oranının ekmeğin kabuk sertliğine ve çiğnemlik yapısına etki ettiği bilgisi dahi bende mevcut.

Günümüzde bilgi sayısal olarak hızla dolaştığı için erişim çok kolay. İsteyen istediği bilgiyi yazılı, sözlü, resimli ve hatta videolu bulabiliyor. Tamam internet aynı zamanda bir çöplük ama evde bir kaç kere yapsanız "doğru bilgi" hangisi hemen ortaya çıkar değil mi? Hal böyle olunca üretimin yüksek olması gerekir değil mi? Ama değil. Belki tüketim toplumu olduğumuzdan "bilgi" sadece bir ürün gibi okunup atılıyor çünkü o bilgiye erişmek için herhangi bir çaba sarfetmedik. Ya da tembelliğimizden dolayı popomuzu koltuktan kaldırmak zor geliyor da olabilir. Ya da maaşlı çalıştığımız işimiz zihinsel ve bedensel tüm enerjiyi çekip aldığı için internette gördüğümüz ekmek tarifini yapacak gücümüz kalmamış.

"Bilgi" bir kapital ekonomi aracı olarak patent veya çeşitli koruma yasalarıyla tekelleştirilmeye çalışılmış hep. Tabii annemin bizim için yıllar önce fasikül fasikül aldığı ana britannica veya walt disney ansiklopedisi artık anlamını yitirmiş durumda, zaten finansal sorunlardan dolayı o ansiklopedilerin de sonunu getirememiştik. Bir tek sanırım Büyük Larousse tam olarak vardı evimizde. Şimdi açıyorsun interneti, o kütüphaneye sığmayan Larus cebine geliyor. Wikipedia'nın üretilebilmesi için para harcanıyor. Fakat üretilir üretilmez değeri sıfıra düşüyor çünkü erişim bedava. Reklamları kısıtlayıcı bir kaç eklenti de kullanıyorsanız ödediğiniz hiç bir şey yok. Tabii hala internet sağlayıcı, telefon servisi gibi hizmetler için para ödüyorsunuz. Kısır döngü burada zaten.



Paylaşımcı, paranın geçmediği, küçük üretime dayalı sistemler ise gittikçe çoğalıyor. Ekonomik ve doğal afetler de bu sistemlerin çoğalmasına katkıda bulunuyor. Çünkü kapital sistemlere ya giriş çok zor ya da çıkmak için her şeyi terk etmek gerekiyor. Sonuç da dımdızlak, eldeki sıfırla kalıyorsunuz ve yardımınıza bu paylaşımcı sistemler gelebilir. Yada ekonomik bir çöküş oluyor ve temel ihtiyaçlara dönmek zorunda kalıyorsunuz. Veya bir deprem yada tsunami gibi doğal bir afet oluyor ve temel ihtiyaçların sürdürülebilir biçimde üretimi önem kazanıyor.

Bir kere gönül vererek ve azimle bu paylaşımcı sistemlerin içinde çalıştığınızda, normal bir 9-5 masa başı işden çok daha fazla zevk alıyorsunuz, ama tabii beyin bu tür zevklere alışık olmadığı için bir miktar bocalıyor olabilir fakat alışmanız uzun sürmüyor.

Paylaşımcı sistemlerin her zaman kapital sistemle şu yada bu şekilde bir bağlantısı var ve bu bağlantı olayın zayıf noktası veya güçlü noktası (perspektifinize bağlı olarak). Bu bağlantıyı kopartabilmek hiç de kolay değil. Fakat eğer çoğalır ve birbirlerine kenetlenirlerse, sürdürülebilir biçimde varolabilir ve plaza çalışanlarını doyurabilirler. Aysun hanımın 8100 projesi de bu bağlamda bir proje. Bilginin bedavaya paylaşılması ve haberleşmenin çok hızlı olması kapitalist sistemlerin de sonunu getiriyor zaten. Olay tekrar temel ihtiyacımız olan "insanların doyurulması" gerekliliğine dönüyor.

Eğer ekebileceğiniz bir toprağınız varsa pek çok kişiden ileridesiniz demektir. Tohumlar zaten bedavaya internetten elde edilebiliyor. İnsan gücü ise sensin. Biraz da koruyup gözettin mi tamamdır. Bu iş için mühendis olmaya da gerek yok.

Öte yandan ülkemizde yaşadığımız problemler de var. Bağların, bahçelerin talan edilmesi gibi. Daha geçenlerde UTTM ekibinin gönüllüleri ve Cenk bey tarafından ekilen bahçe talan edildi. Ondan evvel Aysun Sökmen hanımın saman balyaları çalınmıştı. Arıcı ağabeylerimizden duyduğumuz çalınan kovanlar var. Yeni aldığı saanen keçilerinin bahçede çalışan kişiler tarafından çalınması olayını da ben kendim ilk ağızdan duydum. Bu olaylar oluyor. Bir yerlerde muhakkak kötü niyetli birileri köstek olmak için var. Bu yüzden yönetim, gönül birliği, kontrol ve önleme mekanizmaları kurmak, katılımcıları bilgilendirmek için eğitim çalışmaları yapmak, çocuklara yönelik bahçe gezileri düzenlemek çok önemli. Çevremizi ne kadar bilgilendirirsek, emeğe saygı da o kadar fazla olur kanısındayım. Bu işin risk analizi de bu şekilde yapılıyor. Bir kaç kamera, Sivas Kangal ve "dikkat köpek var" tabelaları, gece bekçisi, yeterli ışıklandırma, yeterli çit, ekim yerlerinin çite uzaklığı gibi caydırıcı unsurlar da yardımcı olabilir. Hayvanların çiplenmesi, kovanlara plaka takılması ve bunların duyurulması gene caydırıcı yöntemlerdir ve suça yönelik motivasyonu bir miktar azaltabilir. Alet edevatın çalınabilme riskini azaltmak için kilitlemek, zincirlemek ve sık sık sayımının yapılması iyi olur. Sistemi bu şekilde kontrol etmek riskleri azaltır. Tabii görüyorsunuz ki bu risk yönetimi başlı başına bir iş. Tüm bu işlerin yapılabilmesi ve takibi için bir kişi gerekli.

Güvene dayalı bir sistem de kuramıyorsunuz çünkü sistemin tamamına hakim değilsiniz. Bir köy ise, köyün tamamını tanımıyorsunuz ve aynı mentalitede değilsiniz. Bir dağın arkasında tek başınıza iseniz daha da kötü, dışarıdan gelecek bozgunculara karşı yapabileceğiniz şeyler kısıtlı. Etrafınızda ki insanları eğitmek, fikirlerinizi yaymak, uygulama ve pratiğe dökerek anlatmak belki toplumu kazanma açısından yararlı olabilir. Siz kapalı kapılar ardında yaşarken, toplumun sizin hakkınızda ki bilgisizliği, korkuyu doğurur. Korkan toplum hakkınızda yalan yanlış konuşmaya başlar. Bu da çeşitli problemlerin doğmasına yol açar.

Güvene dayalı bir sistem kuracaksanız komşularınızın sizinle aynı kafada olması, ortak kullanıma açık bir sistem olması, paylaşımcı ekonominin oturduğu, herkesin bir görevinin olduğu, ve hiç kimsenin "ben daha fazla çalışıyorum" diyemeyeceği bir sistem kurmak zorundasınız. Yoksa çatlak sesler çıkacak, fikir çatışmaları daha büyük sürtüşmeleri doğuracak ve sistemin ahengi bozulacaktır. Yönetim sorumluluğu tabana yayılmalı ve herkesin yaptığı işden sorumlu olması sağlanmalı, aynı zamanda da bir kişinin tüm sistemin başında durması gerekir. Bu kişi sorunlara bilimsel yaklaşabilecek, araştırma ve geliştirme için zaman harcayacak ve sistemin tüm girdi çıktılarını birbirine bağlamayı başarabilecek kadar bilgili ve vizyonu geniş, tüm sistemi kuşbakışı görebilecek yetenekde olması gerek. Sanıldığı kadar zor bir iş değil; gönül vererek yapılırsa çok zevkli bir iş olacağına eminim.

Yeni nesil çiftçiler; internetin verdiği güç, permakültür olgusu, toprak bilgisi ve bilimsel yaklaşımlarıyla bu işi bir kaç adım ileriye götürüyorlar. Yanlış uygulamaları hemen terkedecek, toprağı güçlendirmek için uğraşacak, ürettiği ürünün besleyici özelliklerini düşünecek, uzun vadeli planlar yapıp uygulayacak kadar ileri görüşlü kişiler bunlar. "Çiftçi v2.0" demek yerinde olur. GDO ve hibrit olguları yerine atalık tohumlar ve doğal seleksiyona önem verecek, mineral kompozisyon, bakteriler, kompost, malç, doğal sıvı gübre ve bitkisel ilaçlardan anlayacak, holistik yaklaşımlar ve bütüncül yönetimlere eğilecek ve zararlı ve yapay kimyasallardan uzak duracaktır.

Bu makalemde biraz konudan konuya atladım ve beynimdeki pek çok şeyi bir arada yazmaya çalıştım. Yukarıda yazdığım konularda fikirleriniz varsa, uygulamada sorunlarınız varsa, yorum olarak atarsanız sevinirim.

24 Temmuz 2015 Cuma

Kış hastalıklarından doğal korunma iksiri

Her ne kadar yaz mevsiminde olsak da kış ayları gelecek ve çoluk çocuk demeden herkes hasta olmaya başlayacak. Bir de salgın halini alırsa yandık. Aşağıdaki tarif Milkwood sitesindeki bir yazıdan esinlenildi.

Bu iksir aslında güçlü bir takım sebzelerin doğal elma sirkesi ile  fermante edilmesi ile yapılıyor. Kışın soğuk algınlığı ve boğaz problemlerine bire bir. Çocukların da kullanmasına izin vermek için acı biber koymadım. Bağışıklık sistemini güçlendiren anti-viral ve anti-mikrobiyel bu içecek çok küçük miktarlarda sabah aç karnına ve tercihen bal ile tatlandırılmış olarak tüketilmelidir.


Eşit miktarlarda zencefil, zerdeçal, sarımsak, soğan, limon bir kavanoza doğranarak doldurulur.

Sirke anacımız oldukça iyi görünüyor
Doğal elma sirkesi ile kavanoz doldurularak tamamlanır.

Cam kavanoz tercih edin. Plastik iyi olmayabilir.

Hava kilidi takılarak 2 hafta fermante edilir. Hava kilidiniz yoksa her gün kavanozun kapağını açıp kapatın. Fermantenin sonunda sarı bir su olacak. Tüketirken yarım çay bardağı iksir, bir çay kaşığı bal ve biraz su eklenerek tüketilebilir.

Kavanozdaki su azaldığında boşaltmadan, aynı malzemeleri ekleyip tekrar doldurun. 

Hastalıksız bir kış geçirmeniz dileğiyle.

21 Haziran 2015 Pazar

Biyogaz üretimi

Eğer bir kaç büyükbaş hayvanınız varsa ve bahçenizden çıkan artıkları değerlendirmek istiyorsanız, biyogaz üretip hem çevreye zarar vermez hem de yararlı bir gaz üretmiş olursunuz.

Biyogaz nedir?
Oksijensiz ortamda çürüyen organik materyaller metan gazı çıkarır (patlayan çöplüklerdeki gibi). Metan gazı eğer toplanabilir ve depolanabilirse yakıt olarak jeneratörde veya evde ocakta kullanılabilir.

Hayvan ve insan dışkısı, bahçe artıkları veya saman kullanılabilir. Peynir altı suyu da katılabilir.

Sistem en basitinden toprak altına gömülü bir öğütme deposu ve buna bağlı taşma deposundan ibarettir.
Metan gazı çıktıkça yukarıdaki "collection" kısmından toplanarak depolanır ve dağıtılır.

Şu dökümana göre Çin'de neredeyse her ticari boyutta üretim yapan çiftliğin bir biyogaz üretme ünitesi bulunmakta. Taşınabilir biyogaz üniteleri de alibaba.com üzerinde mevcut.

Aşağıdaki video bu çok basit sistemi anlatmaktadır.



Bu taşınabilir biyogaz ünitesi de evler için üretilmiş, bahçe, tuvalet ve mutfak artıklarını gaza dönüştürmek için kullanılmakta.

Özellikle süt ve peynir üreten çiftliklerin inek gübresi ve saman ile gaz üretmesi ve çiftliği tüm elektrik ihtiyacını karşılaması olası.

Konu hakkında internette pek çok plan mevcut. Uygulaması da çok zor değil.

16 Haziran 2015 Salı

Şehirde sürdürülebilir yaşam

Bu işin iki yöntemi var. Birincisi tamamen şehir hayatından kopmak ve kırsala göçmek. İkincisi ise şehirde sürdürülebilir olmak. Bu iki seçeneğin parametreleri çok farklı. Şehirde ekip biçeyim derseniz bu füzyon oluyor. 

Şehir hayatında ve hele apartmanda yaşıyorsanız yapılacak şeylerin kısıtlı olduğunu düşünür herkes ama aslında bu kısıtlılık olgusu daha yaratıcı olmamızı da sağlar. Kapalı devre bir sistem olduğu için de daha fazla kontrol imkanımız var.

Öncelikle hayatımızda ki fazlalıklardan kurtulmak lazım. Bunun için:

Para ve enerji harcadığınız her şeyin bir listesini yapın.
1.       Telefon
2.       İnternet
3.       Elektrik
4.       Arabam, benzin, bakım
5.       Mahmut ve Serdar
6.       Kira
7.       Akbil
8.       Sinema (Haftada bir)
9.       Facebook
10.   Sigara

Sonra gelir kaynaklarınızı listeleyin.
1.       İşim
2.       İnternette sattığım el işleri
3.       Özel ders verdiğim çocuklar
4.       Yaptığım web siteleri
5.       Google reklam gelirleri

Sonra borçlarınızı listeleyin.
1.       Kredi kartı borcu.
2.       Bakkala borç.
3.       Manava borç.
4.       Arabanın taksidi.

Şimdi gelirlerinizi arttırırken giderleri nasıl kısarım diye düşünün.
1.       Blogumda daha sık ve belirli günlerde yazarak hitleri arttırmak.
2.       Evin telefon hattını keseyim nasıl olsa cep var.
3.       Cep için ucuz servis sağlayıcıya geçeyim.
4.       Mahmut ve Serdar’a ayırdığım zamanı kısayım.
5.       El işlerini arttırmak için halamları kullanayım.
6.       Özel derslerin daha fazla reklamını yapayım.
7.       Evdeki elektrikli aletleri kapatayım.
8.       Telefonumu iş yerinde şarj edeyim.
9.       Facebook’da harcadığım zamanı kısıtlayayım, bundan sonra günde yarım saat en fazla!
10.   Özgeçmişimi yenileyip başka bir yerde ve biraz daha fazla maaşla iş bakayım.
11.   İş bulma şansımı arttırmak için ne öğrenmeliyim? Hangi insanlarla tanışmalıyım? Hangi ortamlara girmeliyim? Araştırayım.
12.   Kendime nasıl yatırım yaparım. Bu yatırımı nasıl geri alırım.
13.   Zam isteyeyim.
14.   Daha başka nasıl para kazanabilirim. Hafta sonu ek iş veya geceleri (sürekli değil, belli bir süre için yada kredi kartlarının borçları bitene kadar)
15.   Kredi kartlarını yırtıp atıyorum.
16.   Her ay maaşımın ne kadarını bir kenara ayırabilirim?
17.   Sigarayı bırakıyorum.

Görüldüğü gibi şehirde sürdürülebilir yaşamın parametreleri farklı. Bu listelerin yanında eğer apartman bahçesini, terasını veya yakındaki boş bir araziyi ekip biçmek isterseniz, onun içinde yapılacaklar var. Ama unutmayın ki her ekstra “iş” sizin zamanınızı çalar, eğer o işden huzur duymuyorsanız, yaparken zevk almıyorsanız, çıktıları sizi beslemiyorsa veya kariyerinize bir şey katmıyorsa, o işi yapmanın bir anlamı yok; Mahmut ve Serdar’a ayırdığınız vakit gibi.

Apartman dairesinde sürdürülebilir bir hayat için yapabileceklerinize bakalım.

Çıkardığınız çöpün miktarını ölçün. Çöpümüzü organik ve inorganik olarak ayırabilir miyiz? Soyduğun elmanın veya muzun kabuklarını bir saksının dibine gömmek, çöpe atmaktan daha iyidir. Çöpü azaltıp, tekrar kullanılabilir şeyleri değerlendirin veya dağıtın, kartan cam gibi şeyleri de geri dönüştürmek için ayırın.

Mutfakta musluktan akan su, eğer kanalizasyona gidiyorsa ziyan oldu demektir. Diyelim ki bir kaç sebze yıkadınız. Atıl su halen daha bir saksıda işe yarayabilir. Eğer lavabonun altına bir 20 litrelik kova koysanız ve bu suyu toplasanız, balkondaki saksılar sulanabilir.

Lamba da yanan elektrik azaltılabilir mi? Tüm elektrikli aletler kullanılmadığı zamanlarda fişten çekilmeli. Gereksiz ışıklar söndürülmeli. Bu tasarruf sadece faturanıza yansımaz, çevreye de yararı vardır.

Haddinden fazla aldığımız kalori, yağ, protein azaltılabilir mi? Günümüz insanı çok fazla ve gereksiz yemek yiyor. Direk yarıya indirin bence. Böylece harcamalarınız da azalacak. Sağlığınız geri gelecek.

Telefon ve internet daha ucuza başka bir yerden alınabilir mi? Eğer bu servisleri daha ucuza verecek bir yer varsa hemen geçiş yapın.

Hayatımızdaki plastik azaltılabilir mi? Marketlerden alış veriş yaparken kendi torbanızı ve kutunuzu götürün. Evdeki plastikleri azaltın. Cam kavanoz ve şişeleri kullanın. Şehir pazarları veya olabiliyorsa bir çiftçiden direk meyve, sebze ve et almak en güzeli olur. Ambalaj yok, plastik kutu yok, aracı yok. Sen çiftçiyi besleyeceksin ki o da seni beslesin.

Bakkala markete improvize gitmek yerine haftalık liste yapıp bir kere gidin. Tok karnına markete gidin. Listeyi alıp çıkın, avare avare markette gezmeyin. Zaman tasarrufu burada çok daha önemli ama paradan da tasarruf ediyorsunuz.

Bu listeleri yaptığımızda ve öncelikleri belirlediğimizde hayatımız daha da iyi olacaktır. Sonra iki işe birden yarayan şeyleri düşünmek lazım. Örneğin evi ısıtırken çamaşır kurutmak gibi. Örnekler çoğaltılabilir. 

Akıl sağlığımız için de yapılacak şeyler var. Ofisde masanıza bir kaç bitki koyun veya olamıyorsa renkli tablolar koyun. Balkon varsa ve güneş alıyorsa bir kaç saksı sebze yetiştirin. Teras varsa ve boşsa değerlendirin. Ben kiradayım bu yaptıklarım ziyan olacak diye düşünmeyin, sizin akıl sağlığınız bu meditasyonla düzelirken belki sizden sonra geleceklere de bir zemin hazırlamış oluyorsunuz.

Güneş enerjisi deyince herkesin aklına güneş panelleri geliyor ama bu enerjiyi depolamanın başka yolları da var. Birincisi kendi bedeniniz. Zaten güneş ışığına ihtiyacı var. İkincisi balkondaki güneşli yere bir metal kova ile su koyun, ne kadar büyük olursa o kadar iyi, sonra güneş batınca kovayı eve alın. Üçüncüsü odunsu ağaçlar yetiştirmek. Böylece güneşden maksimum şekilde yararlanmış olursunuz.

Bir diğer konu da ev hayvanları. Bence apartman hayatında kedi ve köpeğin yeri yok. Zaten kısıtlı maaşımız ve harcadığımız yerler var. Biz daha maaşı elimize almadan gidiyor. Bir de üstüne ev hayvanı gelirse hem bütçe açılıyor hem de hayvanın akıl sağlığı bozuluyor çünkü sosyalleşme zamanı kısıtlı. Sokaktaki kedi köpeği besleyip aynı mutluluğu yaşamak daha sürdürülebilir bence.

Araba yerine toplu taşımayı tercih edin, bir kitap da yanınıza aldınız mı değmeyin keyfe. Araba kullansan hem benzin yakacaksın, hem fiziksel güç harcayacaksın hemde akıl sağlığın bozulacak.

Yakınlarda boş bir arazi varsa meyve sebze yetiştirin. Bırakın isteyen alıp yesin. Benim en fazla haz duyduğum yöntem bu. Şimdi büyük bir araziyi ağaçlandırmaya çalışıyorum. Bomboş bir yer. Bir kaç meyve ağacı olsa hem arılarıma iyi olur hem de gelen geçen sebeplenir.

Arıdan bahsetmişken, eğer yeşilliğin, ağaç ve bahçelerin fazla olduğu bir yerde yaşıyorsanız, teras ya da balkonunuza bir arı kovanı koyun. 

Evde ekmek yapabilirsiniz. Tabii yoğun iş temposunda size en iyi yoğrulmayan ekmek tarifi gider. Uzun uzadıya yoğrulan ekmekler size yaramaz.

Pazarda meyve ve sebzeyi mevsiminde ucuzken alıp konserve, meyve suyu gibi şeyleri evde yapabilirsiniz.

Evde yoğurt yapabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan şey sıcaklığı koruyacak bir battaniye.  

Şehir hayatını bir sistem olarak ele alırsak ve bu sistemin girdi ve çıktılarını çok iyi bilirsek, sürdürülebilir bir şehir hayatına doğru adım atmış oluruz. Şehir hayatı bir çiftlik hayatından farklı girdi ve çıktılarla çalışıyor. Bunun farkına varıp planı ona göre yapmak lazım.

18 Mart 2015 Çarşamba

Sürdürülebilir Ne Demektir?

Ürettiğiniz her ürün sürdürülebilir olmalıdır. Bunu şöyle açıklayayım.

Diyelim ki mey üreteceksiniz. Bal, portakal, böğürtlen ve su sizin çiftliğinizden çıkmalı. Ufak tefek baharatlar dışarıdan da gelse sorun değil ama ana malzemeler siz de zaten var.

Öte yandan bira yapmak ise arpayı üretmiyorsanız sürdürülebilir değil. Arpa dışarıdan alınıyor. Malt ve diğer malzemelerin çoğu dışarıdan satın alınıyor. Sonunda belki artizan bir bira ortaya çıkıyor ama kendi zevkimiz için para harcamış oluyoruz. Hobi ise sorun yok.

Eğer üretimin her aşamasında kullanılan gerekli malzeme sizin çiftliğinizden çıkıyorsa ancak o zaman sürdürülebilir bir modeliniz var demektir. Eğer para harcıyorsanız kesinlikle sürdürülebilir değil. Ürünü maliyetinden fazla fiyata, yani kar yaparak sattığınızı bile düşünsek sürdürülebilir değil. Çoğu zaman harcadığınız insan gücünü katmadığınızı da belirtmek isterim. Yaptığımız işden zevk alıyoruz diye harcadığımız insan gücünü çoğu zaman göz ardı ediyoruz ama harcadığımız vaktin de bir ücreti var.

Örneğin tavuklarınızın yumurtladığı yumurtalardan çıkan civcivler sizin yetiştirdiğiniz mısır, yulaf gibi tahıllar ve bahçedeki ot, solucan ve böceklerle büyüyor. Sonra bunları kesip temizliyorsunuz. Elma ağaçlarını budarken çıkan dallarla tütsülüyor ve kürlenmiş biçimde satışa sunuyorsunuz. Her aşamada kullanılan malzeme siz de var. Tekrarlanabilir bir model ve para harcamadan üretim gerçekleşiyor. Eğer tavuk beslemenin giriş maliyetlerini de amorti etmek istiyorsanız ürünü ekstra para harcamadan ve katma değer katarak (tütsüleme) satışa sunmalısınız.

Giriş maliyetlerini bu yüzden iyi hesaplamak ve kaydını tutmak önemli. Ne kadar hızlı amorti ettiğinizi ve nasıl başardığınızı da not edin ve daha hızlı nasıl yapabilirdiniz düşünün.

Kaçınılmaz olan, elektrik, mazot, paketleme ve reklam giderleri de var tabii ama bu giderler bile sürdürülebilir hale getirilebilir. Zaman geçtikçe modeliniz de iyileştirme yaparak bu giderleri de nasıl egale edebilir veya sürdürülebilir hale getirebilirsiniz düşünmeniz lazım.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Şimdi çiftliğinizde sürdürülebilir üretimi yapılabilecek neler var bir liste yapın. Hiç dışarıdan malzeme almadan, para harcamadan neler üretebilirsiniz düşünün. Burada yeniden değerlendirme de çok önemli. Şişeler, kavanozlar, cam olan her şey yeniden değerlendirilebilir.

Yolun başındaysanız ve çiftlik yeni kuruluyorsa çok daha iyi. Üretimde ihtiyacınız olacak şeylerin listesini yapıp tüm bu malzemeyi nasıl sürdürülebilir biçimde üretebilirsiniz düşünün. Plan yapın. Herkes çilek satar ama çilek reçeli yapıp satmak daha fazla kazandırmaz mı? Hatta çilekle ne iyi gider düşündünüz mü? Örneğin saf kakao parçacıkları ve çilek ile yapılmış bir reçel. Kakao dışardan geliyor ama. Kakao dışardan geliyor evet. Fakat kakao’yu direk üreticisinden alarak aradaki aracıyı ortadan kaldırmak, paranın tamamının kakao üreticisine gitmesini sağlamak ve bu işi ahlaki açıdan doğru biçimde yaparak akşamları rahat uyumak sizin elinizde. Çiftliğinize girecek her dış ürün doğaya zarar vermeden üretilmiş, üreticisine doğrudan para kazandıran, mümkün olduğu kadar doğal ve hatta organik metodlarla geliştirilmiş yada üretilmiş ürünler olmalıdır. Büyük karteller yerine küçük üreticilerden gelmeli, mümkünse yerel veya en fazla 100km’lik bir daireden geliyor olmalı. Üretildiği yeri, sistemi, yerinde görmeniz, üretici ile tanışmanız çok önemli. Kakao belki çok uç bir örnek ama diyelim ki imkanınız oldu ve kakao üreticilerini görmeye Kolombiya’ya yada  Venezuella’ya gittiniz. Güzel olmaz mıydı buradaki Türkleri bulup olayı organize etmek ve tedarik zincirini kurmak.

Çözüm sizin de anladığınız gibi küçük ve artizan üretimde. Kilometrelerce mısır üretmek, göz alabildiğine badem tarlası yapmak çözüm değil. Ekolojik çeşitlilik, ata yadigarı tohumlar, küçük ama kaliteli üretimler ile toplumları beslemek olası. Bakın Birleşmiş Milletler bünyesinde yapılan bilimsel bir araştırma da bile bahsediyor Hilal Elver hocamız. Üretim küçük ve pek çok kişi tarafından yapılan bir şey olmalı. Zaten o zaman yediğimiz domates tam olarak besin değerleri yüksek ve besleyici olur. Tavuk o zaman gerçekten besleyici ve Omega3 açısından zengin oluyor. Keza yumurta da bir o kadar besleyici oluyor. Kalite yükseldikçe üretimin çapı da küçülmelidir.

Toprakla olan bağımızı tekrar geri kazanmalı, TV, bilgisayar oyunlarından vazgeçmeli, mevsimlere göre yaşamalı, çimen yapacağımıza bir iki meyve ağacı dikmeli ve fazla gelen ürünleri satmalıyız. Daha sağlıklı, stres gibi zamane dertlerinden uzak, dingin ve yavaş biçimde yaşayan, yazın konserve yapıp kışın yiyen, meyve sebzeyi mevsiminde yiyen, bahçede çapa sallayan, inekleri, koyunları, keçileri, tavukları ile mutlu yaşayan ve bu arada belki bir doktora tezi bitiren biri mi olmayı istersiniz yoksa 9dan 5e çalışan, akşam Mc Donald’s gibi yerlerden bir menü alıp evinde bilgisayar oyunlarına veya TV dizilerine takılan biri mi? Evli ve çocuklu olanlar da düşünsün. Yeni nesli nasıl yetiştirmek istiyoruz, toprağı hiç ellemeden FarmVille oynayan bir nesil var karşımızda. Anne babası ellemiş mi ki çocukları ellesin demeyin. Sakın bana ben apartmanda ne yapabilirim ki de demeyin. Hadi diyelim gerilla usulü sebze yetiştirecek bir toprak parçası yakınlarda yok, balkon veya teras da mı yok! Belki sorsanız çevrenize, size bir yerlerde ekip biçmeniz için toprak verecek bir kaç kişi bile bulabilirsiniz. Yaşlı çiftçiler kendi çocukları yapmadıkları için topraklarının kullanılamadığından şikayetçi. Siz ekip biçmek isteseniz seve seve vereceklerine eminim.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Çiftlik

Kendine yetebilen bir çiftlik hayali kuruyorsunuz. Bu arada para da kazanmak ve en azından sistemin giriş maliyetini amorti etmesini bekliyorsunuz.

Fakat bu sistemler hemen kurulabilecek sistemler değil! Neden değil?

Her yörenin iklimi, sıcaklıkları, flora ve faunası farklı olduğu için bir çiftliğin kurulması ve yönetilmesi için uygulanabilecek yöntemler de değişir. Yaşam döngüsünün tam olarak oturması, sistemin sürekli gözlenerek geliştirilmesi ve değiştirilmesi ile tam anlamı ile sürdürülebilir bir modelin oturması en az 5 seneyi alabilir. Şehir suyu, gazı ve elektriğinden tamamen kopmuş, tüm girdileri ve çıktıları ile kendine yetebilen bir çiftlik ise en azından 7 seneyi bulur. Buna rağmen halen daha internet, telefon gibi kopamadığımız hizmetler ve çiftliğimizde üretemediğimiz ürünler (örneğin tuvalet kağıdı) için sistemin bir parçası olmaya devam edeceğiz. Bağımlılığımızı %80 oranında keser ve sürdürülebilir bir sistemde yaşayabilirsek, bir de üstüne ürettiğimiz ürünleri direk yada katma değer katarak pazarlayabilirsek ne mutlu bize. Zaten hiç birürünü mümkünse katma değer katmadan satmayın. Kurutma, tütsüleme, kavurma, konserve, şarap, mey, şıra, reçel gibi yöntemlerle gurme ürünler üretmeniz sıcak para akışı için daha iyidir. Tabii tüm bu işlemlerin çiftliğinizde yapılıyor olduğunu var sayarak.

Kurulum uzun sürse de teknolojisi olgunlaşmış, kurulur kurulmaz çalışacak ufak tefek şeyler de yok değil. En azından bu teknolojileri geliştiren kişilerin yaşadığı problemleri yaşamadan direk sonuca ulaşabiliyorsunuz. Bunlar nelerdir?

Biyogaz, direk uygulanabilecek olgunluğa gelmiş ve internet üzerinde planları mevcuttur. Çıkacak gübreyi bir şekilde değerlendirmek ve Cowspiracy isimli belgeselde anlatıldığı gibi hayvan endüstrisinin ürettiği ozonu delen gazlardan kurtulmak için çok güzel bir yöntem.

Rocket Mass Heater, roket sobası olarak adlandırılan ve evde veya ağılda ısınma amaçlı kullanılabilecek çok verimli bir teknolojidir. Ayrıca tamamen pasif, sera ısıtması için kullanılacak modeli de var. Geoff Lawton’ın 31. Videosu Kanada da bir serada nasıl domates yetiştirdiklerini ve pasif ısıtma sisteminin nasıl çalıştığını anlatıyor. Pasif ısıtma sistemi sıcak iklimlerde soğutma amaçlı da kullanılabiliyor. Roket sobası prensibi ile çalışan fırınlar da var. Az yakıt kullanarak çok yemek pişirmek mümkün. Ianto Evans’ın bu konudaki kitabı ve http://www.permies.com/wood-burning-stoves.html adresinden fırınlara bakabilirsiniz.

Aquaponic, dar alanlarda gıda amaçlı balık ve sebze yetiştirme teknolojisi oldukça gelişmiştir. İnternet üzerinde tonla plan bulmak zor değil. Pazar için sebze üretirken bir yandan da alabalık veya diğer ekonomik balık türlerini üretebilirsiniz. Metrekare başına en fazla protein üreten sistemdir. Aquaponic deyince insanların aklına topraksız tarım ve kimyasal gübrelerle büyütülmüş sebzeler geliyor. Aslında bu Hydroponic olarak geçiyor. Hydroponic ticari amaçlı ve büyük ölçekli yapılan, topraksız tarım usulü. Suya eklenen sıvı gübre ve kimyasallarla sebzeler yetişiyor. Bir de Aquaculture dedikleri göllerde veya denizlerde ağlarla çevrili yerlerde yapılan sadece su ürünleri yetiştirmeye yönelik sistem var. Bizim Aquaponic bu iki sistemin arasında, tamamı ile doğal, toprak yerine ufak taşlar kullanan, gübre yerine de balıkların dışkısını kullanan kapalı bir sistem. Hem tatlı su balıkları hem de sebze yetiştirmeyi olanaklı kılan bir sistem. Hatta üzüm ve meyve ağaçları yetiştirmek için kullananlar bile var.

Rüzgar pompası, elektrik harcamadan alçak yerlerden yüksek yerlerdeki depolara su basmak için kullanılıyor. Dere yatağından veya kuyudan su çekmek için elektrik harcamadan çalışan bir sistemdir.

Hydroponic, özellikle sulama gerektiren hayvan yemlerinin dar alanlarda ekonomik olarak yetiştirilebilmesi için. Özellikle alfalfa, ay çekirdeği gibi yemlerin yetiştirilmesi için ideal. Kimyasal katılmadan sadece sazan balıkları ile hazırlanacak sıvı gübre kullanılarak çok iyi sonuçlar alınıyor. Yakaladığınız sazan balıklarını mixerden geçirip sıvı hale getiriyorsunuz. Bir miktar da şeker ekleyip, ekşi ekmek mayası koyarak mayalıyorsunuz. Hava kilidi ya da delik balon geçirilmiş bir bidonda 4 hafta mayalanmaya bırakıp süzerek kullanıyorsunuz. Sadece Hydroponic değil bahçede de rahatça kullanılabilir.

Güneş bacası, kapalı mekanlardan hava sirkülasyonu oluşturarak sıcak havanın dışarı atılmasına yarıyor. Tütsü ve kurutma fırınları içinde kullanılıyor. 2 metrelik siyaha boyanmış bir borudan başka bir şey değil.

Güneş panelleri, elektrik üretmek veya su ısıtmak için. Ayrıca balmumu eritmek, yemek pişirmek ve meyve sebze kurutmak için de kullanılabilir.

Saman balyası ve kilden evler, en iyi yalıtımı sağlayan ve ucuz maliyetli bir sistem olarak çok iyi bir teknoloji.

Yağmur olukları veya sel bentleri, suyun erozyona sebep olmadan araziye inmesi ve toprağa nüfuz etmesi için yüzyıllardır kullanılan ve şu sıralar yeniden keşfedilen sistem. P.A. Yeoman tarafından yazılan Water For Every Farm kitabı ile tekrar günışığına çıkan bir yağmur suyu toplama teknolojisi. Su problemine en iyi ve hatta tek çözüm diyebilirim. Zaten gıda ormanı düşünüyorsanız ve araziniz eğimliyse başka türlü olmuyor. Olukların göletlere bağlanması ve fazla suyun depolanması ve göletlerde balık veya kerevit yetiştirilmesi de ek bir gelir sağlayabilir.

Coppice sistemi yakacak ihtiyacımızı karşılarken ağaçları yok etmeyen bir sistemdir. İki adet 1000 m2’lik alanda uygulanabilir. Birinci alandaki ağaçlar yaklaşık 90cm yukardan kesilir ve odun olarak kullanılır. 2 sene sonra odunlar bitince ikinci alandaki ağaçlar 90 cm yukardan kesilir ve kullanılır. Bu arada birinci alanda kesilen ağaçlar sürgün vererek uzamıştır. Yakacak odunlar bitince, birinci alandaki gelişmiş sürgünler kesilerek kullanılır ve bu döngü ile devam edilir. Coppice sistemi roket sobası için uygun kalınlıkta odun üretir.

Bu sistemler bir kere kurulup sonradan değişiklik gerektirmeyecek sistemlerdir. Fakat otlağın rehabilitasyonu en az 5 sene (eğer çok kötü durumdaysa) ve mineral kompozisyonunun düzeltilmesi gene 2 seneyi bulur. Bu işler zaten yavaş olan işler. Bu arada hayvan kapasitesinin arttırılması da otlağın verimi ile doğru orantılıdır. Besleyemeyeceğiniz hayvanı barındırmanız maliyetleri yükseltir. Ayrıca meyve ağacı ve üzüm bağı düşünüyorsanız en az 3 sene gerekiyor.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Espaliyer

Espaliyer dar alanlarda, bahçelerde kullanılabilecek bir meyve ağacı yetiştirme yöntemi. Genelde bodur yada yarı bodur anaçlara aşılı meyve ağaçlarında iyi sonuç veriyor.

Hazırladığım bu döküman ile espaliyer sistemini kolayca uygulayabilirsiniz.

https://app.box.com/s/cbtzyeq4nid7ou66ginl
Bende bu sene çitin önüne iki bodur armut ağacı ile başladım. Bakalım nasıl olacak.