5 Ağustos 2012 Pazar

Holistik Yaklaşımla Kovan Yeri Tayini


Bilimsel metodların son bir kaç yüzyılda ortaya çıktığını ve bilimin günlük problemlere bilimsel çözümler ürettiğini biliyoruz. Bilimsel metodların ise dünya ve evrende olup biten her şeyi açıklamaya yetmeyeceğini de görüyoruz. Binlerce yıldır canlılar dünya üzerinde yaşamlarını sürdürürken doğanın gereklerine göre hayatlarını düzenlemişler, mevsimlere göre yaşamışlar ve bilimsel metodlarla tam olarak açıklanamasa da kendi geleneksel yöntemleri ile gözle görülür ve tekrarlanabilir sonuçlara ulaşmayı başarmışlardır. Sırf açıklanamıyor veya bilimsel olarak imkansız diye bir geleneksel metodu tamamı ile gözardı etmek olmaz. Ortada çalışan ve istenen sonucu üreten bir şey var! Zaten bilimsel metodlar da gözlem ve sonuç ile başlayarak ortaya çıkartılmamış mı?
Arıcılık forumlarından birinde takılırken John Harding isimli bir yazardan haberim oldu. Yazar, 18 yıldır yaptığı gözlemler ve 300 kadar kovan ile denemelerinden belli sonuçlar çıkarmış ve kovanların nereye koyulacağını belirlemiş. Harding, varre veya kenya kovanları ile çalışmamış. Konvansiyonel metodlarla arıcılık yapan biri. Bilimsel bir metodu olmadığını da baştan söyleyeyim zira Harding’de kendisinin akademisyen veya bilim insanı olmadığını vurgulayarak söylüyor.
Ben genelde bilimsel metodlarla desteklenen fikirleri benimserim. Üniversitede iken ruhsal ve manevi konularla oldukça fazla uğraşmış olsam da ilerleyen zaman içinde ve çevremin değişmesi ile bilimsel kısım daha ağır basmaya başladı. Homeopathy, biyo-organik tarım, ay takvimine göre tohum ekmek bana saçmalık gibi gelen şeylerden bir kaçı. DNA Aktivasyonu, aura temizleme, kristallerle iyileştirme falan da benden uzak dursun. Fakat inandığım bir şey var; insanoğlunun beyin gücü ve bedenimize yaptırtabileceği şeyler algılama seviyesini o kadar değiştiriyor ki, yaşadığımız gerçekliği değiştirecek boyutlara varıyor. Bu durumda “gerçekliği” sorguluyor insan. Neyse konuyu dağıtmayalım.
Harding’e göre:
Evrendeki her madde belli frekanslarda titreşir. Üzerinde yaşadığımız Dünya’nın temel bir titreşim frekansı vardır. Dünya’nın temel titreşim frekansı, kaya oluşumları, toprak kompozisyonu ve su miktarına göre de değişir. Yüksek gerilim hatları, haberleşme hatları ve insanoğlunun ürettiği her türlü düzenek ve yapı bu frekansları değiştirir.
Arılar kendi hallerine bırakıldığında seçtikleri yuvalar genelde yüksek titreşimli hatların üzerinde yer alan noktalardır. BBC televizyonunda ses mühendisliği yapan Eddie Woods, 60 yıl kadar önce, arıların çıkardığı vınıltıyı ölçmüş ve 190Hz ile 250Hz arasında olduğunu ve oğula çıkma öncesinde ise 300Hz olduğunu keşfetmiştir. Bu durumda arıların normal çalışma frekansı 250Hz diyebiliriz. Geopatik Stres hatlarında da bu frekans mevcuttur (nasıl ölçüldüğü konusunda herhangi bir yorum yok bu 250Hz’in). Dünya’nın etrafını bir ağ gibi sarıyor bu Geopatik Stres Hatları. Göç eden kuşların ve pek çok böceğin bu hatlara göre hareket ettiği bilinir. Dünyanın normal titreşim frekansı ise NASA’ya göre 7.83Hz’dir.
Arılar 250Hz ile titreşim yayıyor...
Geopatik Stres Hatları da 250Hz titreşim yayıyor...
İki farklı olgudan söz ediyoruz. Peki bunları nasıl birleştireceğiz? Şimdi Tibetteki rahipleri düşünelim. Belli bir ses çıkararak meditasyon yaparlar. Eğer bu çıkardıkları ses Dünya’nın frekansına yada o anda bulundukları yerin frekansına eşitse aynen bir gitarın tellerinin akort edilmesi gibi bir ahenk doğmaz mı? Bulunan yerin titreşimi ile meditasyon yapan rahibin çıkardığı ses de birbirine akort edilmişdir. Bu da çeşitli ezoterik bilgilerde sağlıklı yaşamın bir anahtarı olarak veriliyor.
Arılar çıkardıkları 250Hz’lik vibrasyonu kullanarak haberleşme, zararlıları kovma ve kovan ısısını kontrol etme işlerini yapıyorlar. Ancak kovan Geopatik Stres Hatları üzerinde değilse yani doğal olarak 250Hz titreşim bulunan bir yerde değilse arılar daha fazla enerji harcayarak bu titreşimi sağlayacaklardır. (Bu cümlenin benim aklıma yatmadığını şimdiden söyleyeyim.) Dolayısı ile bulundukları yerin titreşimi ile akortta olmayacaklardır.
Dünyanın titreşiminin su ve kaya oluşumlarından etkilendiğini söylemiştik. Geopatik Stres Hatlarının da dünyanın milyonlarca yıllık evriminde derin yer altı su kaynaklarına etki ettiği ve bu kesişim noktalarına göre düzenlendiği söyleniyor. Bu durumda suyunda etkisi ile titreşim frekansında bir yükselme olduğu belirtiliyor. (Okuyucularım arasında jeolog olup da küfür etmeye hazırlananlar varsa buyrun J )
250Hz titreşimde olan Geopatik Stres Hatlarının kesişim noktaları, kovandan çıkan oğulları çektiği gözlemlenmiş. Bu yerlere koyulan oğul kapanları yılda bir kaç adet oğul yakalamış. (miş’li geçmiş zamana dikkatinizi çekerim.) Ayrıca ani kovan terki yaşanan kovanların da düşük titreşimli bölgelere yerleştirildiği gözlemlenmiş.
Sheffield üniversitesinde Varroa Hijyenik Davranışı üzerine araştırma yapılan bir laboratuarda inceleme yapması ve hipotezini sunması için çağrılan Harding, bölgede en iyi VHD sonuçlarını veren kovanların Geopatik Stres Hatlarının üzerine konulduğunu da farketmiş.
Geopatik Stres Hatlarının üzerinde duran kovanların oğul verme seviyesi de düşmüş veya toptan ortadan kalkmış. Doğru titreşim hattı üzerinde duran kovandaki arıların da daha fazla bal yaptığı gözlemlenmiş. (Bu cümle ilk önce kafama yatmamıştı ve yazmayacaktım ama eğer 250Hz’lik bölgede daha az enerji harcayarak yaşamlarını sürdürüyorlarsa bu da demek oluyor ki daha az bal tüketiyorlar ve fazla bal arta kalıyor. Yani üretim fazla değil hatta aynı ama tüketim azalıyor, dolayısı ile fazla bal bize kalıyor.)
Varroa içinde bazı deneyler yapan Harding, Geopatik Stres Hatlarında ki kovanların neredeyse Varroayı tamamen bertaraf ettiğini söylüyor. Hatta bazı kovanlarında hiç Varroa görülmediğini de devletin kovan müfettişleri vasıtası ile onaylatmış.
Geopatik Stres Hatları doğu öğretilerinin Feng-Shui felsefesi ile aynı. Ha şunu da belirteyim ki Geopatik Stres Hatlarının kesiştiği noktalar insanlar için iyi değil.
Geopatik stres hatlarını nasıl bulacağız? Bunun için iki yolumuz var:
1-    Oğula çıkan arıların ilk kondukları yerleri tesbit edin. Bu yerler genellikle GSH üzerinde oluyormuş. Ayrıca doğal ağaç kovuklarında yaşayan koloniler varsa bunlarında yerlerini tesbit edin hatta harita üzerinde bu noktaları işaretleyerek belli bir düzende gidip gitmediğini kontrol edin. Eşek arıları ve bombuslarda aynı hatlar üzerinde yuva yaparmış.
2-    Dowsing metodu. Bilimsel olarak bir dayanağı olmayan bu metod elinizde tuttuğunuz Y şeklindeki bir çubukla dolaşırken Geopatik Stres Hatlarını bulmayı “düşünmekten” ibaret. Hattı bulduğunuzda çubukta aşağı doğru eğilme oluyor.
Şimdi elimizde bir varsayım var. Bilimsel metodlarla kanıtlanamıyor ama John Harding sıfır Varroa ile arıcılık yaptığını, tüm kovanlarının GSH üzerinde olduğunu süylüyor, hatta bu konuda bir de kitap yazmış.
Eğer bu metodu denersek ne kaybederiz? Hiç bir şey. Peki bu metod söylendiği gibi çalışırsa ne kazanırız? Varroasız bir kovan, daha fazla arta kalan bal ve sağlıklı koloniler. Her ne kadar kocakarı ilacı gibi görünse de denemeye değer mi? Elbette...