3 Eylül 2012 Pazartesi

Monsanto ve Beelogic


21. Yüzyılın bu ilk yarısında teknolojik ve genetik konularında ne kadar ilerlediğimizi biliyorsunuz. Artık yapay organlardan tutunda, Marsa indirdiğimiz araçlara kadar bilimin ışığında ilerliyoruz. Buna rağmen Dünya’da halen daha aç insanlar var, yoksulluk ve savaşlar devam ediyor, kaynaklarını özgürce kullanamayan pek çok millet mevcut.
Tarım ve buna bağlı olarak yiyecek sektörü ki hayatta kalmamız için hepimizin yemesi gerekiyor, bu bilimsel gelişmelerden nasibini alıyor. Monsanto adındaki kuruluş da bu bilimsel “gelişmelerin” başını çekiyor.
Kimdir Monsanto? Yaptığı genetik araştırmalar sonucu tarımda sürdürülebilirliği ortadan kaldırmış, Polonya hükümetinin ülkeden kovduğu, Hindistan’da çiftçilerin ayaklanarak “Monsanto tarafından izinsiz genetik araştırmalar yapılan” kiralık tarlalarını yaktığı, Fransa ve Macaristan’ın yasak koyduğu, İngiltere de ise pek çok ürününün yasaklandığı bir firma. Bu yasaklanan ürünlerden en basiti ise MON810 adını verdikleri ve Türkiye’de zebil gibi satılan GDO mısır. Fransa’da ise Monsanto’nun tahıllarının baş dönmesi, zihin kaybı, dengesizlik gibi şikayetlere yol açtığı ve açılan dava sonucu yasaklandığı ve tazminat ödemek zorunda kaldığı biliniyor.  Brezilya’da ise yaptığı yanıltıcı reklamlarla $250.000’lık tazminat ödemesi mahkeme kararı ile belirlenmiş. Tabii ki hiç bir tazminat tutarı bu firmaya zarar verecek nitelikte değil.
Kurumsal bir yapının insan hayatını düşünmesi olası değildir. Bu firmalar sadece bilançolara ve rakamlara bakarlar. Gıda sektörü gibi en ballı sektörlerden birisinin pazar payını A’dan Z’ye ele geçirebilirsen tabii ki rakamların genişler, bilançona keyifle bakıp gülümsersin, arkanda insanlar düşük yapıyor, zihin kaybı oluyor, kolsuz bacaksız bebekler doğuyor, insan genetiği değişiyor, arı nesli tükeniyor gibi problemlere dönüp bakmazsın bile. Hatta bu kadar söylemin üzerine şirin gözükmek için kalkıp Beelogic diye bir firmayı satın alıp sözde arıları öldürmemek için araştırma yapmaya bile kalkışırsın. Huffington Post bu haberi tilkinin tavuk kümesi satın alması olarak değerlendiriyor.
Beelogic, arı neslinin Monsanto bazlı tarım ilaçlarına karşı bağışıklık kazanması amaçlı genetik araştırmalar yapıyor. Son 7 aydır başkanları Jerry Hayes ile bunun üzerinde çalışıyorlar. Ribonükleik Asit yani RNA ile oynayarak arıların kendi ilaçlarına karşı dayanıklı olmasını sağlayacaklar. Yani arının genetiği değişecek. RNA, DNA ile doğrudan ilişkilidir. Genetiği değişmiş arılara hazır olalım. Birde bu arının patentini alırlarsa...
GDO Kanola tohumlarının yan tarlaya kaçması ile tarla sahibine dava açan Monsanto bu sefer kovanlarımızdaki arıların kendilerinin olduğunu savunarak dava açacaklar. Nede olsa bu GDO arının patentini almışlar (alacaklar).
Buda yetmezmiş gibi arıcılara şirin gözükmek için Arıcılık Derneklerinde boy göstererek yaptıkları işin aslında varroa’ya da çözüm olacağını savunacak kadar terbiyesizleşiyorlar.
Ani Kovan Terki diye arıcıların başbelası olan bir olay var. Sebebi araştırılıyor fakat bulunamıyor daha doğrusu bulunması istenmiyor. Bazı arıcılar ise sebebini çoktan bulmuş. Öyle milyonlarca dolarlık ekipmanla filan da değil, gözlemle! Tarlaların yüksek dozda kimyasal böcek zehiri ile ilaçlanması arıya yaşayacak alan bırakmıyor. Koloninin devamı tehlikeye girdiği için de koloni bulunduğu yeri terkediyor hemde ölümü pahasına. Zaten bulunduğu yerden ayrılmasa da ölecek!
MON810 mısırı ise yem olarak hem büyükbaş hayvanlara hemde tavuk çiftliklerine veriliyor. Yediğimiz tavuk, yumurta ve et dolayısı ile “kirli” konuma geçiyor. İslam açısından konuyu ele alırsak bu ürünler helal değildir. Genetiği ile oynanması bir yana içinde domuz genleri bile barındırabilir.
Bir süre sonra insan geni de beslenmesine bağlı olarak değişecek. Tükettiğimiz besin ile değişeceğiz. “Ne yersen osun” diye boşuna dememişler. Bakıyoruz İngiliz kraliyet ailesine, yedikleri her şey özel organik bahçelerde özel olarak yetişiyor. Prens Charles organik bahçelerinde yetişen ürünlerin satışından 15 milyon dolarlık kar da elde etmiş. Bu adamlar neden normal yetişen şeylerden yemiyor? Slovakyanın hediye ettiği arı kovanlarından da bal elde ediyorlar. Organik bahçenin ortasında duran bu kovan da organik bal üretiyor. Kraliyet ailesinin yediği her şey organik yani!!! Biz ne yiyoruz? Ne bulursak onu!
Çözüm bu terbiyesiz firmaya dur demek ve sesimizi duyurmaktan geçiyor. Her türlü GDO kampanyasına imza atın, FB’de beğenin, sesinizi duyurun. Aldığınız tohumun seceresini araştırın. Organik yiyin, yerel küçük üreticilere destek olun. Geleceğimiz tehlike altında, kurtuluşumuz ise bize bağlı. Şu anda yapacaklarımıza bağlı. Biz dur deyince duracaklar. Olmazsa Hintli çiftçiler gibi Sivil Ayaklanma bile yapabiliriz. Bir şeyler yapmazsak acısı bizden ve gelecek 70 nesilden çıkacak haberiniz olsun.
Ayrıca bu firmaların GDO tohumlarını kullanarak yüksek miktarlarda tek tip tarım yapan çiftçiler, çevredeki her türlü eko sisteme zarar verdiklerinin farkındalar mı? Diyelim bir kanola üreticisi, uçsuz bucaksız bir kanola tarlasına sahip. Çevredeki arının tek besin kaynağı (veya %99 diyelim) kanola poleni olur. Bu köpeğinize sürekli ekmek yedirmek gibi bir şeydir. Bir süre sonra bu tek düze beslenmeden dolayı mineral ve vitamin dengelerinde eksiklikler baş gösterir. Bu “eksiklik” bağışıklık ve sindirim sistemini kötü biçimde etkiler. Birde üstüne üstlük GDO polen ve kimyasal tarım ilaçları gelince artık arının sürdürülebilirliğinden eser mi kalır?
Çözüm basit, doğal arıcılık. Arıyı düşünerek, koloniye en iyi biçimde bakarak. Alacağımız balı değil, arının geleceğini düşünerek. Arıya kendi gücünü tekrar kazadırarak. Kendi kendine hayatını devam ettirebilir seviyeye getirerek. İlaçlamayı sıfıra indirerek. Kovanı deli danalar gibi ordan oraya taşımayarak. Arılığın etrafını çeşitli bitki ve ağaçlar ile zenginleştirerek. Bunu kim istemez? Tabii ki sürekli onlardan alış veriş etmemizi isteyen büyük kuruluşlar. Kendi kendine yetebilen bir sistem onların işine gelmez. Hiç bir firmanın işine gelmez.
-       Ekonomi durur!
-       Gerçekten durur mu?
-       Tabii ki hayır.
Ekonomi yeniden doğar. Toplumun refah ve mutluluk seviyesi artar. Yiyecek bol olduğu zaman suç oranı bile azalır. İnsanın suç işlemek için bir motivasyonu olması gerekir ki en büyük motivasyon bu zamanda açlık veya parasızlıktır. İnsanlar kısa yoldan köşe dönmek ve ailesinin veya kendinin geleceğini garanti altına almak için her şeyi yapar, suç bile işler. Ama senin kovanında bal varsa, kümeste tavuğun yumurtluyorsa, otlakta koyunların meliyorsa, meyva ağaçlarının dalları ağırlıktan yere çöküyorsa, senden daha zengini var mıdır? Peki bunları yapmak zor mudur?