24 Ocak 2013 Perşembe

Yiyecek Krizi - Yedek Plan

Sevgili okuyucum,

Biliyorsunuz ki Dünya üzerinde sürekli çoğalan bir varlık olarak hayatımızı sürdürüyoruz. Buna rağmen hem tarım yapılan alanların hemde tarım ile uğraşan kişilerin azalması yiyeceğin fiyatının yükselmesine neden oluyor. Klasik arz-talep eğrilerinden bunu zaten biliyoruz. Sürekli çoğalan nüfus ve beslenmesi gereken bir sürü boğaz. Bunun üzerine bir de işsizlik, gelir dağılımının dengesizliği, psikolojik bunalım ile insan hayatında yer alan sorunlar büyüyor. Buna tuz-biber olacak GDO ve zirai kimyasallar ise insanı tiksindirmekten başka bir işe yaramıyor.

Okuyanlar, seyredenler vardır, Küba, Rusya’nın parçalanmasından sonra yaşadığı petrol sıkıntısı ve Amerika Birleşik Devletlerinin ambargolarından sonra nasıl kendini toparlamış ve Dünyadaki en büyük ölçekli organik tarım yapılan yer haline gelmiş. İnsanlar temiz, kaliteli, organik ürünleri daha fazla tüketir olmuş. Toplum sağlığı gelişmiş, psikolojisi düzelmiş. Sadece yetiştirmek değil, ürettikleri organik böcek ilaçlarını satar hale bile gelmişler. Aşağıda 1 saat süren bu belgeseli izleyebilirsiniz.



Keza Kanada şimdi şehir çiftlikleri adı altında şehirde uygun yerlerde ticari ürün yetiştirecek kişiler için yasa düzenlemeleri yapıyor. Önceden yasal değilmiş fakat yasaların değiştirilmesi ile yasal hale gelmiş ve bu konuda araştırma, incelemeler yaparak bir kitapçık hazırlamışlar.


Barselona’nın dikey bahçeleri, Tokyo ve Hong-Kong’daki çatı bahçeleri, Amerika ve Avustralya’nın komünite bahçeleri, İngiltere ve İrlanda’nın mezarlıklara varana kadar yaptıkları gerilla usulü tarım ve biraz daha ileriye giderek komple bir köyü nasıl kendine yetebilecek hale getirmeleri ibret verici ve feyz alınacak şeyler. Bunlar körü körüne yapılmış şeyler değil. Eğitimli neslin, araştırıp incelediği, coğrafyaya uyarlanmış, kimi zaman bilimsel, kimi zaman deneme-yanılma yolu ile yararları sabitlenmiş, nadiren de devletin para ayırdığı, üniversitelerin destek verdiği metodlar.





Toprakla uğraşmak, bir şeyler yetiştirmek vücuttaki statik elektiriği atıyor. Kendi yetiştirdiği domatesi yiyen kişi büyük bir mutluluk duyuyor. Toprağı geliştirmek, humus miktarını arttırmak, eldeki imkanları kullanarak bir şeyler yapabilmek, yeniden kullanılabilirliği arttırdığı gibi, çöp olarak çöplüklere giden miktarı da azalttığı için metan gazı oluşumunu azaltıyor. İçinde gezdiğiniz bahçeniz de daha fazla oksijen olduğu için hem vücudunuza hem de atmosfere yararlı oluyor.

Çatılarda, küçük bahçelerde uygulanabilecek envayi çeşit yöntem var. Wicking Worm Bed metodu örneğin çok kolay uygulanabilecek kapalı bir sistem. Buna bir de yağmur suyunu monte edip otomatize ederseniz elinizde hiç sulama yapmadan çalışacak ve sebze üretecek bir sistem olur. Google ve Youtube yardımcınız olsun, plan ve video bulmak çok kolay. Yapımı zor değil. Eski banyo küvetleri ile mükemmel olur. 15 litrelik kovalarla bile mümkün. Su kullanımını ve buharlaşmayı azaltıyor.



Mulch (malç) dediğimiz ve toprağın üzerine bir tabaka halinde serilen bitki ve ağaç kırpıntılarını duymuşsunuzdur. Bunların yanında, mukavva, kırpıntı kağıt gibi şeylerde malç olarak kullanılabilir. Eğer biraz büyük ölçekli iseniz mesela 5 meyva ağacınız, 50 metrekare sebze bahçeniz, 2 kompost bidonunuz varsa; buradan çıkacak yeşil ve geriye dönüştürülebilir organik materyal hayli fazla olacaktır. Ben epeydir bir malç makinesi istiyorum. 4cm kalınlığında ağaç dallarına kadar her şeyi kırpıp ufak parçalar haline getiren bu makinelerin fiyatları biraz pahallı. Ama bir kaç arkadaş birleşip alınabilir veya kiralanabilir. Yararı ise tüm bahçe artığının hızlıca geriye döndürülmesini ve kompost bidonlarının daha hızlı çalışmasını sağlıyor. Bunun yanında bir de çapalama makinesi var. Ne yazık ki her ikisi de ya elektrik yada petrolle çalışıyor. Sonbaharda bahçedeki bitkiler öldüğünde ve budamalar yapıldığında ortaya çıkan materyali kırpmak için bir kereye mahsus malç makinesi kiralanabilir. Tüm kırpılan materyal, gübreyle karıştırılıp kompost yapılır ve bir daha ki bahara toprağınız hazır. Bunun yanında sonbaharda etraftan toplanacak yapraklar çürütülerek kum ve kompost ile karıştırılırak tohumdan fide yetiştirmede kullanılabilir.


Permakültür tasarımcısı gibi düşünecek olursak; eviniz ve size ait olan topraklar bir sistem. Bu sisteme girip çıkan enerji kaynakları ise, şebeke suyu, şebeke elektriği, kanalizasyon, yağmur suyu, güneş ışınları, dışarıdan alınan meyve sebze ve bunların soyulmuş kabukları, çamaşır, bulaşık makinesinin atık suyu, lavabodan kanalizasyona atılan su ve tuvalet, aldığınız maaş, esen rüzgar, doğalgaz, harcadığınız para, araziden geçen nehir veya dere vb gibi sayılabilir.


Bu enerji kaynaklarının çoğu depolanabilir, ufak işlemlerden sonra tekrar kullanılabilir ve sistem içinde döngüye girmeleri sağlanabilir yada kullanımı azaltılarak tasarruf sağlanabilir. Önemli olan bir döngü yaratıp bunu işleyebilmekte.

Örneğin, eve şebekeden giren su, lavaboda sebzeleri yıkarken kanalizasyona karışıp sistemden çıkar. Bunun yerine lavabonun altına takılacak bir T borusu ile suyu başka bir yere yönlendirmek, depolamak ve yeniden kullanmak ise suyun sistem içinde kalmasına veya en azından başka bir işe daha yarayarak maksimum verimi almanıza yarayabilir.

Çatımıza yağan yağmur sisteme giren başka bir enerji kaynağı. Kanalizasyona akıp gitmesini mi istersiniz, yoksa bu çok değerli su kaynağının depolanıp bahçeyi sulamasını mı?

Aquaponik sistemi kurarak balık yetiştirebilir, çıkan suyu sebzeleri sulamada kullanabilir topraksız tarım yapabilirsiniz. Balığı yiyip omega 3 gibi besinleri alabilirsiniz.

Evde yemek yaparken soyduğunuz sebzelerin kabukları çöpe giderse sistemden çıkar. Bunun yerine bir solucan çiftliğinde yeniden kazanılsa ve çok değerli bir gübre olarak sebze bahçenize gitse daha iyi olmaz mı.


Gün boyu tepenizde parlayan güneş, panellerle elektiriğe dönüşse yada güneş fırınları ile pişirmeye yardım etse veya balmumu eritmekte kullanılsa daha iyi olmaz mı? Güneşte kuruyan çamaşırların daha beyaz olduğu ve doğal olarak sterilize olduğu da bir gerçek. Seralar yaparak kışın ısıtılan bu yerde tavukları tutmak veya sebze yetiştirmek mümkün. Hatta seyrettiğim bir permakültür filminde sera  evin bir uzantısı ve mutfağın bulunduğu yer olarak tasarlanmıştı. Seradaki sıcak hava kışın evi ısıtyor aynı zamanda yiyecek sağlıyordu.


Fazla elektrik harcayan aletleri tesbit edip az elektrik harcayanları ile değiştirsek veya gerekmedikçe kullanmasak. Sürekli stand-by konumunda duran TV, fırın, mikrodalga, DVD, PS3, vb gibi aletleri fişten çeksek. Elektrik ısıtıcalarını yükseltmek yerine bir kazak giysek.

Mevsimleri, yağmurları takip ederek, doğa hakkındaki bilgimizi arttırsak. Meteorolojiyi takip edip gelecek yağmurlar için hazırlıklı olsak. Yağan yağmuru, rüzgarın hızını ölçüp veri tutsak ve bunları metodik olarak kullanmayı öğrensek.

Tuvalet sistemini değiştirip tüm dışkıyı kompost yapsak daha sonra bunu meyva ağaçlarının etrafında kullansak. İdrarını kovalara doldurup beklettikten sonra kullanan kişiler biliyorum. Bizim din ve kültürümüze göre biraz mundar bir olay ama yapan çok kişi var. Verdiğim linkte çeşitli tuvalet tasarımları var.

Çamaşır makinesinde fosfat içermeyen doğal deterjanlar kullansak ve çıkan suyu kanalizasyon yolu ile sistemden çıkartmak yerine depolayıp dinlendirsek ve bahçede sebzeleri sulamak için kullansak. Deterjan yerine Tibet’in sabun yemişlerini kullansak.



Sistem dışından tohum almak yerine ki sistemimizden para olarak çıkan enerjiyi kısmak en kolay şeydir; belli başlı tohumları kendimiz üretsek ve böylece bir kaç sezonda coğrafyamıza ve iklim şartlarımıza uygun bedavadan yüksek kaliteli tohum elde etsek.

Ürettiğimiz besleyici ürünler sayesinde vitamin haplarına olan bağımlılığımız azalsa ve daha sağlıklı bir sindirim sistemine sahip olsak; ayrıca psikolojimiz düzeldiği için harcayacağımız doktor ve psikolog parasından tasarruf etsek.

Çevremize örnek olarak, diğer insanların da bunları yapmasını sağlasak. Eski komşuluk ilişkilerini yeniden canlandırsak, tohum, bitki, yiyecek ve bilgi alışverişi yapsak.

İşi biraz daha büyütüp küçük ve büyük baş hayvan alsak. Gübresini bahçede ve biogaz üretiminde kullansak, sütlerinden peynir, yoğurt yapsak, etinden yararlansak. Yağından sabun yapsak.

Tavuk alsak ve sebze bahçelerini temizleme ve gübreleme işinde kullansak. Yumurtasından ve etinden yararlansak. Tüylerini kompost olarak kırpıp kullansak.



Doğal bir arı kovanı koyup hem tozlaşma ile ürünü ikiye katlasak, hemde balından yararlansak.


Çocuklarımıza tüm bu yaptıklarımızı öğretsek, sonra onlar daha da geliştirerek yapsalar. Evlenen çocuklarımıza arı kovanı, koyun, keçi filan hediye etsek.

Çekiç, testere, planya gibi el aletlerini kullanmayı öğrensek ve kendi işimizi kendimiz yapsak.


Ve daha liste bu şekilde uzayıp gider... Ancak hayal gücünüzle ve pratik zekanızla sınırlı. Yiyecek krizi baş gösterdiğinde, petrol tükendiğinde işte gerçekten dünyanın sonu geldi demektir. Buraya kadar okuduysanız yapmanız gerekenleri biliyorsunuz. Şimdiden kolları sıvayıp işimize yarayacak bilgileri ve becerileri öğrenmezsek ileride çok zorlanabiliriz. Yada çocuklarımız çok zorlanabilir. Bu bir backup planı gibidir. Her bilgisayar sisteminin bir yedeği olması gibi. Sizinde bir yedeğiniz olsun. Bir yedek planınız ve yarın öbürgün işler sarpa sarınca dayanacağınız bir plan olsun.