2 Aralık 2014 Salı

Zeytinliklerimizin Korunması Gerekiyor Mu?

Zeytin çeşitlerimizin bir genetik hazine olduğunu düşünüyordum, bu düşüncemde yanılmadığımı anladım. Aşağıdaki satırlar 2008 yılında yapılan ve ülkemizdeki zeytin çeşitlerinin DNA analizleri sonucunda İspanya, İtalya ve Akdeniz kıyısı diğer ülkelerde ve Mezopotamya’da yetişen zeytinlerden farklı olduğunu ispat eden bir çalışmadan alınmıştır. Tam metnini aşağıdaki linkden indirebilirsiniz


Ülkemizde yetişen zeytin çeşitlerinin tam bir listesini bulamadım fakat iyi bir liste için Zeytin Dostu portalındaki sayfadan bilgi alabilirsiniz.

Türkiye’nin şu anda sahip olduğu zeytin çeşitleri dünyanın en kaliteli ve genetik çeşitlilik açısından en iyi zeytin çeşitleridir. Zamanında Marshall yardımıyla bitirilmeye çalışılan zeytinlerimiz şimdi de dış mihrakların kuklaları tarafından talan ediliyor. Çünkü AB’ye olur da girersek zeytin piyasasını bozmamızı istemiyorlar.

Aşağıdaki koyu paragraflar yukarıda linkini verdiğim çalışmadan alıntılar. Altlarında ise benim yorumlarım yer alıyor. İyi okumalar.

“Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar yerli çeşitlerimizin yabancı kaynaklı zeytin çeşitlerinden farklı olduğunu göstermekte ve istenirse yerli çeşitlerin tescilinde rahatlıkla kullanılabilecektir.”

Yerli zeytin çeşitlerimizin ne kadarının tescilli olduğunu bilmiyorum. Ama bu tescil konusunda bir şeyler yapılması gerektiği açık. Dışarıya bir çelik kaçırılsa işimiz bitti. Birileri hemen tesciller ve bir kültür hazinesi kaybolur. Tabii bu zeytinlere teknik olarak Türk Zeytinleri diyemeyiz fakat 700 yıllık Osmanlı ve yaklaşık 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti göz önüne alınırsa zeytinleri Türk Zeytini olarak nitelemekte sorun görmüyorum. Sonuçta Türkiye toprakları içerisinde bulunan bu zeytinler bizim sorumluluğumuz.

“Dünya zeytin üretiminin %95 den fazlası Akdeniz’i çevreleyen ülkeler tarafından yapılmakta ve ülkemiz FAO’nun 2007 yılı verilerine göre 1.525 bin tonluk üretimiyle İspanya, İtalya ve Yunanistan'dan sonra 4. sırada yer almaktadır.”

Görülüyor ki AB üyesi olmadan da bir yerlere gelinebiliyormuş. Akdenizi çevreleyen ülkelerin yarısının AB üyesi olduğunu düşünürsek, bizim zeytin pazarında sahip olduğumuz pay bunların ağzının suyunu akıtıyordur. Bu paya sahip olmak için de her şeyi yapacaklarına eminim. Zeytinliklerimizin talan edilmesine ve çiftçinin mağdur bırakılmasına bir dur demek gerekiyor. Zaten ekonomiye girdisi de küçümsünemez.

“İnsan sağlığı açısından önemli bir ürün olan zeytinyağı, İtalya, ABD, Fransa, Portekiz, Almanya, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ülkeler tarafından ithal edilmekte, fakat yaklaşık 1.5 milyon ton olan dünya zeytinyağı ihracatının sadece 64 bin tonu ülkemiz tarafından yapılabilmekte bundan yaklaşık 239 bin dolar gelir elde etmektedir. Dünya zeytinyağı ihracatının %90’ı, sırasıyla İspanya, İtalya, Yunanistan ve Tunus tarafından yapılmaktadır ve ülkemiz bu ülkelerden sonra 5. sırada yer almaktadır (Anonim, 2009).”

Sanırım bu kısım sonradan revize edilerek eklenmiş zira bilgi 2009’dan. Ya ambargolar yada üreticinin zeytini değerlendirme şekli rol oynuyordur bu veride. Dane zeytin üretiminde dördüncüyüz ama zeytinyağında geride olmamız bunu açıklıyor sanırım. Dane zeytin ve zeytinyağı tüketimi iç piyasa da çoktur. Fakat dane ithalatında ilk üç sırada olan ülkeler İtalya, İspanya ve Yunanistan gene zeytin yağı ithalatında da birinciler. Bunu anlamak güç. Belki de veride bir hata vardır. Boşverin ya ithal etmeyelim zaten. Biz yiyelim hepsini.

“Türkiye'de mevcut tarım alanlarının % 2,7’sini zeytinliklerin oluşturduğunu ve ülkemizde yaklaşık 130.000.000'a varan ağaç varlığına sahiptir (Şeker, 2008). Zeytinin anavatanı olan Anadolu’da, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 400 bin aile ve bu ailelerde bulunan 2 milyon kişi geçimini zeytin yetiştiriciliğinden kazanmaktadır. Zeytin sofralık ya da zeytinyağına işlenerek tüketildiği düşünüldüğünde, 8–10 milyon kişi zeytin yetiştiriciliği ile herhangi bir şekilde uğraşmaktadır ve dolayısıyla zeytin yetiştiriciliği ülkemiz ekonomisine önemli bir katkıda bulunmakta ve zeytini tarım ürünleri arasında endüstriyel bir ürün yapmaktadır.”

Ama elektrik santralleri daha fazla para kazandırıyor değil mi!!! Zeytinin ekonomik değeri ortadayken işleyen bir düzene neden çomak sokmak istenir ki. (Aslında burada ağzımı bozup acaip küfürlü bir şeyler yazacaktım ama sinirlerime hakim olmam lazım.) Tabii 2008’den 2015’e gelince bu alanlar azalmış olabilir bir miktar. Sonra zeytin yetiştiremeyen çiftçi madenlerde ağır şartlarda çalışmaya zorlanıyor. Bir şekilde kapitalist sistemin içine çekilerek borçlandırılan çiftçi sistemin kölesi haline geliyor. Zamanında Karaköy bankerlerinin Osmanlı’ya yaptığı gibi veya şimdi yeni çıkan ve şirin gösterilmeye çalışılan çiftçi kredileri gibi. Şimdi diyeceksiniz ki komplo teorilerine başladı yazar. Ama görünen köy kılavuz istemez.

“Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni ve Suriye’yi de içine alan yukarı Mezopotamya ve Güneybatı Asya zeytinin anavatanıdır (Özkaya ve ark., 2004). Bundan dolayı, ülkemiz zeytin çeşit ve tipleri açısından zengindir.”

Hah işte dananın kuyruğunun koptuğu yer. Daha önce yazdığım “Kültür Sahip Çıkılırsa Kültürdür” yazımda da aynı ideolojiyi yansıtmaya çalışmıştım. Bu hazineler, altından paradan puldan daha önemli. Bilinçlenme şart. Şu an için bu toprakların bir kısmına Türkiye Cumhuriyeti sahip. Biz bunları korumazsak, araştırmasını akademik düzeyde yapmazsak, üreticiyi her açıdan kollayıp gözetmezsek; elin oğlu bizim yerimize “kendisi için” yapar.

“Ülkemizde çeşit yönünden çok zengin olan zeytin, diğer birçok yetiştiriciliği yapılan kültür bitkisinde görülen genetik erozyon başka bir deyişle çeşit ya da tip zenginliğinin yok olması zeytinde görülmemektedir (Angiolillo ve ark., 1999; Sensi ve ark., 2003). Zeytin ağaçlarının uzun ömürlü olması, şu an kurulmuş olan bahçelerdeki zeytin ağaçlarının yaşlılık nedeniyle tekrar yenilenmesinin diğer meyve türlerinde olduğu kadar hızlı olmaması genetik erozyonun önüne geçmektedir. Buna ek olarak, zeytin bitkisi hiç bir kültürel bakım yapılmaksızın uzun süre yaşayabilmektedir.”

Bu söylem oturmuş bir zeytin bahçesinin girdilerinin çok az olacağını göstermektedir. Zira Restoration Agriculture kitabını yazan Mark Shepard’ın anlattığı sisteme çok uyacak bir ağaç türüdür zeytin. Ayrıca ömrünün uzun olması da bir avantaj. Başlangıç maliyetinden sonra çok fazla finans gerektirmiyor. Arazinin eğimine göre açılacak yağmur olukları ile sulamaya bile gerek yok. Neredeyse sıfır girdi ile yüzyıllar boyu ürün verecek bir ağaç var ortada. Yanına ceviz, kestane, elma, armut koydunmu al sana yiyecek ormanının iki seviyesi çıktı.

“Bu araştırmada SSR (Basit dizi tekrarları-mikrosatellitler) moleküler markır tekniği ile Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nün zeytin koleksiyonunda bulunan 38 zeytin çeşit ve selekte edilmiş zeytin klonlarının DNA profilleri belirlenmiştir. Buna ek olarak Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Gemlik ve Edincik Su çeşitlerinin melezlenmesi (GXE) ile elde edilen melez zeytin çöğür popülasyonu incelenmiştir.”
 
Araştırmada sözü geçen bir başka şey ise Gemlik ve Edincik Su zeytinlerinin melezleri üzerine yoğunlaşılmış. Acaba Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan fidan satışlarında bu fidandan var mı? Bu melez fidanlardan alabiliyor muyuz? Herkesin zeytin fidanı ekmesi gereken günlerden geçiyoruz. Eğer bu GxE fidanlarından alıp diksek çok güzel olurdu.
 
“Zeytin gençlik kısırlığı dönemi uzun olan bir meyve türüdür. Günümüze kadar yeni çeşitler, zeytinin anavatanlarından biri olan ülkemizde, çeşit ya da tipler arasından ya da çeşitlerle zeytinin yabani formları arasındaki doğal melezlemelerden ortaya çıkan zeytin çöğürlerinin meyvesinin büyüklüğüne, meyve rengine, yağ miktarına ve diğer önemli meyve karakterlerine göre yetiştiriciler tarafından seçilmesiyle ve bu seçilen yeni çöğürlerin klonal olarak çoğaltılması ile geliştirilmiştir. Zeytinde kontrollü melezlemeler ülkemizde araştırma 15 enstitülerinde 1990 yılların başında başlamasına rağmen hala seleksiyon çalışmaları halen devam etmektedir. Bu çalışmalar zeytinde melezleme ıslahının çok uzun soluklu çalışmalar olduğunu göstermektedir. Bu melezlemelerden elde edilen çöğürlerin hangisinin daha üstün meyve ya da ekonomik öneme sahip karakterlere sahip olduğu bilinmediği için, elde edilen yüzlerce çöğür geniş alanlara dikilmelerini ve bu çöğürlerin bakımlarının uzun yıllar yapılmasını gerektirtmektedir. Dolayısı ile geleneksel yöntemler kullanılarak zeytinde melezleme ıslahı ile yeni çeşitlerin geliştirilmesi uzun zamana ve büyük miktarda kaynaklara ihtiyaç vardır.”
 
Görülüyor ki zeytinde doğal seleksiyon ile genetik olarak kaliteli ağaçların yetiştirilmesi çok uzun zamana ve paraya ihtiyaç duyuluyor. Ama bu araştırmanın sonuçları değerlendirilerek kaliteli olanlar baştan seçilebilir ve daha odaklı bir doğal seleksiyon metodu ile daha kısa zamanda sonuçlara ulaşılabilir

Tabii Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü bu işleri hızlandırmak istiyorsa zeytin fidanlarını halkın kullanımına açıp, alan herkesi kayıt altında tutmalı ve bu araştırmanın bir parçası olarak takip etmeli ve ağaçların meyve verimini kontrol etmelidir. Hatta fidanları bu araştırmanın parçası olmak isteyen kişilere bedava vermelidir. http://www.yalovabahce.gov.tr/FidanSatisi.aspx adresinden mevcut fidanlara bakabilirsiniz.