18 Kasım 2016 Cuma

Yaşıyor muyuz eyy okuyucu :-)

Epeydir yazmıyordum. Ne yapıyorum diye merak eden olursa, aile, faturaları ödeyen iş, bahçe, arılar, balıklar derken yazmaya fazla vakit kalmıyor. Irımtüzen (akuaponik) ve arıcılık kitaplarımı bitirdim ve burada yayınlıyorum. Şimdi ise bir permakültür kitabı yazmaya başladım.

Peynir yapımı bütüncül bir sistemin parçası olarak düşünüldüğünde aslında çok ufak bir kısmı oluşturuyor. Peynir için süt gerek, maya gerek. Bunların sizin hayvanlarınızdan geliyor olması gerek. Hayvanların otlayacağı otlak veya orman gerek, ve tabii ki bakımları ile ilgilenmek gerek. Otlağın yönetimi, toprağın mineral kompozisyonu, yetişen bitkiler bizim yönetimimizde olacak ve bunların süte ve dolayısı ile peynirin aromasına ve çiğnemlik dokusuna etkisi tartışılmaz. E hayvanınız varsa eviniz de aynı yerde olmalı. Hafta sonu hobisi olarak uğraşılacak bir iş değil.

Blogumda bundan sonra bu konulara daha fazla ağırlık vereceğim. Sizlere permakültür, silvopastür, gıda ormanı ve entegre koridor tarımı gibi yöntemler ile ilgili bilgiler vermeye çalışacağım. Geçtiğimiz günlerde permakültür kursumu bitirip sertifikamı aldım. Şu anda yerel permakültür grubunun  verdiği eğitimlerde yönetim ve yürütme konularında görev yapıyorum. Bu işler hem benim yeni şeyler öğrenmeme yarıyor hem de kitabıma feyz oluyor.
Hocam Martyn Noakes ile
Permakültür ve organik tarım ne yazık ki ülkemizde ki destekçileri yüzünden bazı çevrelerde kötü olarak isim yapmış. Destekçiniz Monsanto ise ve bir de sürdürülebilir tarım lafını kullanıyorsa işimiz zor tabii.

Permakültür çeşitli geleneksel ve bilimsel yöntemlerin, yerel koşullara göre bir araya getirilip, doğa, yabani hayat, insanlar ve evcil hayvanların kirlilik üretmeden, tüm hayatı destekleyerek yararlanmalarını sağlayacak, bolluk üretecek, ve kendi kendine yetebilecek biçimde devam etmesini sağlayacak sistemler topluluğudur. Amaç kişisel çıkarların ötesinde ahlaklı bir hayat sürmek, Dünyamızı kirletmeden, çevremizdeki insan, hayvan, bitki topluluklarını desteklemek ve üretilen bolluğu paylaşmaktır.
Permakültür zaten olan yöntemlerin bilimsel şekilde bir araya getirilmesidir. Şüpheci yaklaşımı, neyin nasıl ve neden yapıldığını araştıran bir yapısı vardır. Turşuya kereviz sapı konur ama neden konur bilinmez. Tabii ki içindeki nitrit ve nitratın botulizm üreten sporları öldürmesinden dolayı. Geleneksel yöntemler tabii ki her zaman iyi olmayabilir. Ama pek çoğu işimize yarayacak yöntemlerdir.

Sebep sonuç ilişkilerini her zaman kontrol eder permakültür. Tamamen gözlem ile ortaya çıkan doğal örüntülerin uygulanması ve doğa ile barışık sistemler halinde kurulmasına çalışır.

Daha önce Facebook’da yayınladığım şu yazımı buraya olduğu gibi basıyorum. Bilmediğimiz şeylerden korkmak yerine öğrenmeye çalışalım. İşinize yaramayacağını düşünüyorsanız yarın zaten bu yazıyı unutacaksınız. Ama eğer yararsa ve bir kıvılcım yakarsa ne mutlu bana.

Anlam Karmaşası

Bugünkü Türkiye topraklarındaki gen çeşitliliği hem fauna hem de flora açısından çok geniştir. Buna rağmen bu değerlerin korunması için hiç bir şey yapmıyoruz. Lakin pek çok insan bunun farkında bile değil. 3-5 kuruşa UNDP için şehir şehir gezip tohum toplayanlar bile var ki bu kişilerin aslında kime hizmet ettiklerinden kendilerinin dahi haberi yok. Bayer’in Monsantoyu alması, Monsantonun kendi sitesinde “sürdürülebilir” kavramını kullanarak yayın yapması bu kavramların anlamlarını değiştirerek kendilerine yontması, halkın anlayış biçimini de değiştiriyor.

Şu bir gerçek ki permakültür, sürdürülebilir tarım, yenilebilir enerji gibi kavramlar ülkemizde ki şaibeli destekçilerinden dolayı tamamen “kötü” damgası yiyor ve halkın belli bir önyargı ile yaklaşmasına neden oluyor. Ben permakültürcüyüm diye kendinizi tanıttığınızda direk sizin Monsantodan geldiğinizi sananlar var (doğruluk payı da %50 aslında).

Önyargılardan bir tanesi permakültür kurslarının ücretlerinin Türkiye için ayarlanmamış olması. Farklı ülkelerde o bölgenin çifçisine yönelik eğitimler verilir ve ücret de onların ödeyebileceği şekilde ayarlanır. 2500 amerikan dolarına da kurs var, bedavaya da. Fakat Türkiyede herşey dolar endeksli ve olması da gerekiyor bazı ürünlerde çünkü neredeyse tüm ticaret böyle yürüyor. Kursların ücretini yüksek görenler hemen ya kıskançlık ya da çeşitli önyargılı fikirlere boğuluyorlar. Fakat biliniz ki kursu veren kişinin de ödenecek, dolara endeksli faturaları, alınacak yemleri, inşa edilecek duvarları, benzini mazotu vesairesi var. Zaten senede 3 bilemedin 4 kurs yapsa, kurs başına $800 alsa ve 10 kişilik kontenjanı tam doldursa $32bin eder ve öyle sanıyorum ki bunun tahsili de şu dangalak ekonomiyle uzayabilir. Bunun yarısı kurs giderleri desek kaldı 16bin, yem, su, elektrik, telefon, mazot derken o da biter zaten. Yoksa zengin olan permakültürcü görmedim ben ama refah içinde, kendi yetiştirdiği yüksek besin değerli ürünlerini tüketen ve sağlıklı olanını çok gördüm.

Permakültürcülerin yurt dışı bağlantıları var deniyor bir de. Eee içimize kapanıp da mı yaşıycaz. Çoğu ingilizce biliyor bu permakültürcülerin ve doğal olarak yabancı yayınları, blogları, forumları takip ediyorlar. Doğru bilgiyi öğrenmenin başka bir yolu yok ne yazık ki.

İngilizce bilenler için örütbağında tonla materyal hatta tam 72 saat permakültür kursları bedavaya mevcut. Oturup biraz Google yapsanız bunlar karşınıza serilir. Önemli olan sertifika da değil. Önemli olan uygulamadır. Boşver monsantoyu, bayeri, illuminatiyi hatta permakültürü; bi sistemi uygula, anlamaya çalış, bilimsel takıl biraz, kalsiyum, magnezyum, demir nasıl çalışır toprakda, bunlar köklerde mantarlarla nasıl etkileşime girer, bitki nasıl büyür. Kompost, malç nedir? Doğayı izle biraz, bak, nerede ne yetişiyor doğal olarak, doğayı taklit et. Atalık tohumların peşine düş, hibrit ve GDO’dan uzak dur. İlla bir etiket yapıştırmak zorunda değiliz bu sistemlere zaten çoğu da bir milletin geleneksel yöntemidir.

Diğer bir konu permakültür kurslarının Tarım Bakanlığı onayı olmaması. Neden olsun ki? Nasıl olsun? Devlet teknoloji, bilim alanında ki son gelişmeleri takip edip üniversitelerinde okutuyor da bi permakültürü mü takip etmiyor yoksa? Böyle bir sistemin öğrenilmesi için girişimde bulunmuş mu? Hoş yurt dışına adam gönderse onlar da kursu yarıda bırakıp gezer tozardı ki bunun örneklerini birinci elden biliyorum. Zaten diyelim Tarım bakanlığından onay almak istiyorsunuz ama mevcut yönetimi desteklemiyorsunuz, e bu işin bürokratik süreci de zaten belirlenmemiş, ölme eşşeğim ölme. Yıllar geçer de belirli rüşvetleri verecek kadar kapital toplayabilirsek verdiğimiz kurslarla ki o kursların ücretlerinin yükselmesi de kaçınılmazdır, belki o zaman onay alabiliriz; eğer kanserden ölmezsek. Zaten Tarım bakanlığı konvansiyonel çiftçi için iyi denebilecek ne yapmış ki son 20 senedir? Kalsın, onların onayı da olmayı versin ak.

“Organik” terimi de bu patlayan kavramlar arasında. Organik bence anlamını yitirmiş bir sistemdir. Organik sertifikası sağlayıcı sistemler rüşvet ve kayırma ile işlerine FIFA düzeyinde devam ediyor. Salık verdikleri gübre ve ilaçlar arasında çok tehlikeli olanları var bazı yerlerde. Organik patates mesela ne kadar organik? Sonra 5 sene ilaçsız tarım yapmadan verilen sertifikalar var; ne olacak o toprakda birikmiş ilaçlar. Organik sertifikası alır almaz buhar olup uçtular mı? Yoo, kıçımıza girdi hepsi.

Bir diğer yanlış kanı, permakültür ile zengin kişilerin büyük araziler almasını ve kendilerine yetecek sebze meyve üretimi yapmasını sağlamak ve bu sayede yerel küçük üreticileri ortadan kaldırma planı. Yapmayın arkadaşlar, buna ilkokul çocukları dahi güler. 72 saatlik kursun, yaklaşık 600 sayfalık kitabının ve içinde anlatılan insanlığa kesinlikle çok yararı olacak gıda üretim sistemlerinin bir anda çöpe atılması böyle bir şey olsa gerek. Yav bu nasıl bir dar görüşlülüktür, bilmeden kıçından uydurmaktır, her konuda ahkam kesmektir. Ama bu yanlışı Rudolf Steiner denilen şarlatan da yapmıştı zamanında. Ürettiği bilimsel gibi görünen yanlış çıkarımların üzerine inşa ettiği öğretiler, bilim yolunda ilerleyenlerin gözünden kaçmıyor. Tabii o bir din kurmaya çalışmıştı ama neyse ki başarılı olamadı lavuk. Bir konu hakkında fikir yürüteceksen önce o konuyu yalayıp yutmuş olman gerekir. Şimdi ben kalksam kuantum fizik hakkında desem ki o bir illuminati uydurmasıdır, bana götüyle gülecek kaç bilim insanı çıkar? Dur tahmin edeyim... Sıfır... E tabii bilim insanının yapacak daha iyi işleri var...

Permakültür öğrenip, küçük üretici olan pek çok örnek var Türkiyede. Ama sattıkları elma ve domatesle geçinmeleri imkansız. Zaten hangi çiftçi geçinebiliyor ki? Yani diyeceğim o ki, permakültür aslında küçük üreticilerin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir kavram. Çünkü Dünya üzerinde bölük pörçük mevcut bilgiyi toparlayıp bir paket halinde sunan permakültürden başka bir olgu yok. Adamlar tropiklerden çöllere her türlü iklim için bir sürü yöntemi derlemişler 600 sayfada, daha ne yapsınlar.

Ben şüpheciyim. Her yeni öğrendiğim şeye şüphe ile yaklaşırım. Hakkında yeterli veri olan, fizik kurallarına uyan, kısacası aklıma yatan öğretiler, hele bir de uygulamada da iyi sonuç verirse, benim için şüpheleri ortadan kaldırmaya yeter. Sizde şüpheci olun, ama bilimle de barışık olun. Uygulayın ve sonuçları gözlerinizle görün. İşinize yararsa devam edin, yaramazsa başka bir yöntem deneyin.
Ülkemizin doğal değerlerinin tehdit altında olduğu doğrudur. Tohumundan, keçisine, salepinden, yılanına, sanat eserlerinden arkeolojik bulgularına kadar her şeyimiz yurt dışına kaçırılıyor. Kirlenme hem doğada hem de insan tabiatında hızlıca yolunu alıyor. Ahlaki kurallar her yerde göz ardı ediliyor ki son 15 senedir bozulma çok daha hızlandı. Doğa sanki yokmuş gibi davranılıyor. İnsanlar sırtını devlete dayamış, ancak devlet bir destek verirse o iş olur mantığı her yerde hakim. Yok canım kardeşim, sen kıçını kaldırmadığım sürece hiç bi sikim olmayacak. Eğer kısa zamanda değerlerimize sahip çıkmazsak, belli yöntemleri uygulayarak bolluk yaratmazsak, bunları etrafımızla paylaşmazsak sonumuz hüsran. Şu son şeker pancarı olayı bile bunu özetlemeye yeter. Çünkü Gıda Egemenliğimiz yok. Ben kooperatifdi, dernekdi, kulüptü, UN filan inanmıyorum, birey olarak kurtuluş içimizde. Önümüzde örütbağı, tonla kitap, kurs filan; tek iş bunları uygulamaya başlamak, o vizyona sahip olmak. Bakın, bir iki hata yaparsınız başlarda sonra normale döner. Yapmadan bilemezsin ne olacağını, olayların eldeki imkanlara göre nasıl şekil alacağını. Doğal olarak uygulama yapmayan insandan da on adım ileride olursun.

Şimdi, dostu düşmanı iyi ayırt etmek gerekir. Bu kadar yazıyorsam halen daha içimde bir kurtuluş ışığı olduğu ve ülkemizin çiftçisine, üreticisine bir şeyler öğretme ve öğrenme isteğimden dolayıdır. Umurumda olmasaydı, aman siktiret boşver deseydim bunları yazmazdım zaten. Lakin inandığım, doğru bildiğim ve yararlanacağınız pek çok şey biliyorum ve blogumda yazdıklarımla, kitaplarımla, çevirilerimle ve eğitimlerimle bunları öğrenmeye istekli kişilerle paylaşıyorum. Ha dersin ki “la bu herif zırvalamış gene” o zaman sen daha iyisini yaparsın, biz gelip senden öğreniriz. İstemiyorsan da herkes kendi yoluna. Yapıcı yorumlarına da okey. Ben sizi anlamaya ve geçerli korkularınızı da öğrenmeye varım. Komplo teorilerinin pek çoğunu da bilirim. Ama siz de bilimsel gerçeklerin ışığında düşüncelerinizi, doğru bildiğiniz şeyleri değiştirmeye hazır olun. Lakin ilerleme ancak bu şekilde olur, yoksa bu yazıyı yazmış olmak bile bir “yerinde saymaktır”.

Sağlıcakla...